Çorba Konservesinden Sanat: POP ART


"(…) 'Pop-Art nedir?' derseniz söyleyemem size. Çok karmaşık bir şey. Tıpkı dışardaki bir şeyi alıp içeriye koymak ya da içerdeki bir şeyi dışarıya koymak; sıradan nesneleri eve getirmek gibi bir şey. Pop-Art herkes içindir. (…)"

Andy Warhol

Andy Warhol’un bu sözü Pop-Art akımını özetlemiştir adeta. Peki Pop-Art nedir? Pop Art terimi ilk kez 1958 yılında Lawrence Allowey tarafından ‘Sanat ve kitle iletişimi’ başlıklı makalesinde popüler kültür ürünlerini tanımlamak için kullanıldı.

Adında büyük bir kitle tarafından beğenilip, çabuk tüketilip, hemen unutulacak olan ‘pop’ (sabun köpüğü) ile, tek derdi zamana direnmek ve evrensel olmak olan art (sanat) kelimelerinin birleştirip oluşturduğu çelişkiyi içerir.


Akımın aslında ortaya çıkış yeri İngiltere’dir. Buradan Amerika’ya yayılmış ve orada zirveye ulaşmıştır. Nedeni ise akım zaten Amerikan hayat tarzını ve yaşayış şeklini konu edinmişti. Yani sanılanın aksine en başlarda akım, kapitalizmi ve hazırcı insanı eleştirmekte, markaları reklamları sorgulatmaktaydı. Bana kalırsa bu akıma düşünce akımı da diyebiliriz, çünkü düşünsel anlamda anlatmak istedikleri daha derin, daha etkileyicidir. Akımın başlangıcı böyleydi peki sonrası? 1950’li yıllarda popüler kültürü eleştirmek için yola çıkan bu akım daha sonra eleştirdiği sistemin bir parçası olmuştur.

O dönemlerde başlayan Pop Art ile insanlar yavaş yavaş popülerin esareti altına girmeye başlamıştır. Aslında bugün çoğumuzun yakındığı popülerliğin insanı makineleştirmesi bundan 50-60 yıl öncesine dayanmaktadır. O zamanlara bakıldığında büyük afişler, görseller, renkli insanı içine çeken bir dünyanın gitgide sanayileşen daha hızlı kirlenen bir dünyanın temellerini atmıştır. Akımı incelerken düşünmeden geçemiyorum. ‘’Popüler olan şey sanat mı? Sanat popülerlik midir?

Akımın ilgi çeken hatta ne alaka diyebileceğiniz yönlerinden birisi, günlük hayatta kullanılan, belki sanatla hiç ilgisi olmayan objelerin sanatın bir parçası haline gelmesi... Çorba tenekelerinden tutun, Coca Cola şişelerine, marka isimlerinden logolara kadar akıllarına geleni sanatsal bir hale getirmişlerdir. Bu ilk kimin aklına gelmiş diye düşünüyor olabilirsiniz. Hemen söyleyim Andy Warhol.


Gittiği süpermarketlerde en sevdiği marka ve yemeklerden olan Campbell Soup yani Campbell çorbalarını alırdı. Bu onun sık tükettiği bir yemekti. Hatta kendisi şöyle açıklıyor ki ‘Her gün aynı öğle yemeğini yiyordum, 20 yıl boyunca, sanırım aynı şey tekrar tekrar.’ Bu tekrarlama duygusu hem sanatçı tarafından içtenleştirildi hemde ticari kültür tarafından somutlaştırıldı.

Andy Warhol’un bu akıma kattıklarından birisi de 'serigrafi’ tekniğidir. Bir şablon ile bir örgü ekranından mürekkebin kağıda veya tuval üzerine aktarıldığı bir işlemdir. Bu şekilde ürünlerin istediği gibi ve daha hızlı üretim yapabileceği düşüncesindeydi ki zaten öyle de oldu.


Pop’u keşfettiğinizde artık bir tabelayı bile eskisi gibi göremezsiniz! Ve Pop’u düşündüğünüzde bir daha Amerika’yıda eskisi gibi görmeniz mümkün değildir!

Andy Warhol

Bu akımı anlatırken Roy Lichtenstein’den bahsetmemek kendisine biraz ayıp olabilir. Çizgi roman hayranı iseniz, Roy Lichtenstein tam sizlik. Roy Lichtenstein dünyayı sanki bir çizgi roman gibi tasvir ediyordu.



Lichtenstein, çizgi roman yaratmak için kullanılan bir teknik gibi, örneğin, son Dünya Savaşı ve dönemin siyasi kaygıları ifade etmesi için bir diğerine ateş eden bir uçağın en ünlü eserlerinden biri olan 'Whaam!' doğdu.


Roy Lichtenstein, Pop-Art’ı şöyle özetliyordu:

Şehirde bir ağacın önüne oturamam; çünkü şehirlerde hiç ağaç yok. Ve bir ağacı düşündüğümde, ağacın medya (filmler, fotoğraflar, reklamlar vs.) tarafından yapılan taklididir aslında aklıma gelen. Ben nesnenin kendisinden çok, taklidini algılarım.”

İÇ MEKANDA POP-ART