Aşırı Tasarım / Overdesign

Ünlü mimar Adolf Loos’un ‘Zavallı küçük zengin adamın öyküsünü bilir misiniz? Bilmeyenler için kısaca anlatarak başlayalım…


İtibarlı, varlıklı adamımız bir gün, mutluluğu erişmek için sanatı aramaya karar verir. Ünlü bir mimara gider ve ‘’Bana sanatı getir, kendi dört duvarımın içinde görmek istiyorum sanatı, kaça mal olursa olsun’’ der. Mimar da kabul eder ve adamın evindeki her şeyi atıp, yerine gururla her zerresinin sanat eserleriyle dolu bir ev tasarlar. Her eşyanın özel bir yeri vardır, neyi nereye koyacağını şaşırırlarsa dahi, detay çizimlerinden bakıp bulurlar. Aradan zaman geçer ve mimar tekrar eve gelir, gördüğü yeni eşyalar ve farklılık karşısında şaşkına düşer. Adama, yeni bir şey almamasını, hatta doğum günü hediyelerini bile kabul etmemesini söyler ve hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını dile getirir. Zengin adamın, artık hiç eksiği yoktur, her şeyi tamdır ama artık mutlu değildir.


Tıpkı zengin adam gibi, biz de içimizdeki boşluğu tasarımla doldurmaya çalıştıkça gerçek tasarımdan uzaklaşır olduk. Gerçek tasarımı, gerçek tasarımcıları işe yaramaz bulup, yerine modern ilahlar getirdik. Gereğinden fazla tasarlanarak, artık bizi kontrol eden her şeyin sahibi değil, bir parçası gibiyiz. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp tasarlayıp, karmaşık hale getiren, insanlara insiyatif, esneklik bırakmayan bir tasarım fikri insan ölçeğine aykırı olacaktır.

Şekil 1 Bir ara yüz tasarımına iki farklı yaklaşım


Şehirlerden, mekanlara, insanlardan, sanata her şey akışın bir parçasıdır. Fazlasına müdahale edilmez, gerekli olan vardır. Bir peyzajın her santimetre karesini tasarlamak, doğadaki doğal dağılımı reddetmek olduğu gibi, tasarım sadece alanı doldurmakla ilgili değil, aksine boşlukları ustaca kullanma meselesidir. Bazen hiçbir şey yapmamak da bir tasarım kararı olabilir. Bazen en basit olan, bize en yakın olandır.

Şekil 2 Belçika’lı tasarımcı Axel Vervoodt' un bir iç mekân tasarımı.

Şekil 3 Ağa Han ödüllü Nail Çakırhan’ın ahşap evi.


İki farklı kültürü yansıtan iç mekanların görüldüğü üzere ortak noktaları var. Aşırı tasarlanmamış veya tasarlanan yerlerin hayata kontrolcü bir etkisi yok, gereken noktada durulmuş bir bakış açısı var. Tasarım bu sebeple evrenseldir ve hepimiz içindir çünkü insan her yerde

her koşulda güzeli arar.


Malzeme bazen olduğu haliyle daha güzeldir, fazlasına müdahale edilmez. Bazen fazla ışık, ortamın samimiyetini azaltır. Mükemmel, tertemiz detaylar yapabiliyor olmamız her zaman doğru değildir, yeri ve zamanı vardır. Mekan, değişen ihtiyaçlara göre esneklik kazanabilmelidir bazen, bazen de strüktürle beraber tasarlanmalıdır. Her zerre tasarlanmaz, unutulmamalıdır ki mekanın başrolü tasarımcı değil, kullanıcıdır. Tasarımcı kişiliğini bir palet, mekanı da bir tuval gibi kullanamaz her zaman. Tasarım, kendini aradan çıkararak da yapılabilir, sadece o mekana ait yıllardır oradaymış hissini de uyandırabilir.


Aşırı tasarlamamak, belki aşırı tasarlanmış durmaması için fazlaca uğraşmak da tasarımın bir parçası. Aşırı tasarlamamak bir yandan, minimalizmin, sürdürülebilirliğin, az tüketimin, kültürden beslenmenin, doğallığın da bir adımı olacaktır.


Zavallı küçük zengin adam, başka bir tasarımcıyla çalışsaydı daha mutlu olabilir miydi?

Ne dersiniz? :)



Özge Kaya

İç Mimar / Mimar

Bana Ulaşın! ozgekayaicm@gmail.com / instagram @ozgebaska

234 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör