Bizler Sanat mı Yapıyoruz?

Öğrencilik hayatımın başlangıcından itibaren bizlere verilen teknik çizimler dışındaki ödevler, bana içmimarlığın belirli sınırlar içinde olmadığını göstermişti. Çünkü tasarımın bir sınırı yoktur ve tasarım dünyasına girdikten sonra imkanlar dahilinde, her fikrimizi somut bir ürün halinde ortaya koyabiliriz. Gördüğümüz her nesneden, doğada karşılaştığımız her olaydan veya olgudan esinlenerek ve bunlara bir içmimar gözüyle bakarak hem ona benzeyen, aynı zamanda benzemeyen çalışmalar oluşturabiliriz. Her türlü iç mekanı istediğimiz konsepte uyarlayabiliriz. Bizler renk uyumunu sağlarız, bazen de renklerin zıtlığından yararlanırız. Tasarımda dengeyi sağlarız.


Peki bu saydıklarım sanat mıdır? Sanatın bir parçası mıdır? Ya da bizler sanatçı mıyız? Bunu düşünmeye başlayıp araştırdıktan sonra fark ettim ki bu konu, zamanında mimarları ve sanatçıları da düşündürmüş ve bir takım düşünceler ortaya atılmış. Mimarlar aralarında fikir ayrılıkları yaşanmıştır.

Örneğin Amerikalı mimar Lance Hosey’a göre, içmimarlığı tanımlarken kullanılması gereken fakat en çok unutulan kavram sanattır. Hosey’ in Huffington Post‘da yayınlanan makalesinde “İçmimarlık, mimarlık sanattan başka bir şey değildir. Bu kavramları tanımlamak için sanattan başka bir kelimeye de ihtiyaç yoktur.” ifadelerini kullanarak içmimarlığın ve mimarlığın sanat olduğunu iddia etmiştir.







Aynı şekilde Pritzker ödüllü Amerikalı mimar Richard Meier da “Bir yapıyı tasarlıyor olma durumu sanatların ne büyüğü ve önemlisidir.” ifadelerini kullanmıştır.

Chicago Mimarlık Bienali'nde Obama’nın mimarlığı, “içinde yaşanılan sanat” olarak gördüğünü söylemesi de bu fikri destekler nitelikte olmuştur.

Bu şekilde düşünmeyen mimarlar ve sanatçılar da vardır ve sarf ettikleri cümlelerle bunu açıkça belli etmişlerdir.






Örneğin The Invention Of Art’ın yazarı Larry Shiner’e göre sanat, herhangi bir işlev kaygısı gütmeden estetik alanı bulma çalışmasıdır. Sanat yaparken; alınan zevk, estetik alanı bulmak gibi kaygılar güdülür. Fakat bir yapıyı tasarlıyor olma durumu sanattan çok daha farklı bir konudur. Ergonomi, kullanışlılık, maliyet, dönüşebilirlik, sürdürülebilirlik gibi kavramlar sanatı birinci dereceden ilgilendirmese de bunlar içmimarlığın en önemli problemleridir.







Aynı şekilde Zaha Hadid’ in partneri Patrik Schumacher 2014 yılında sosyal medyadan yaptığı açıklamayla mimarlık – sanat üzerine yapılan tartışmalara yeni bir bakış açısı getirmiştir. “Yapı tasarım sürecini ve sanatı birbirine karıştırmaktan vazgeçin! Mekan tasarımının anlamı içinde insanların yaşayabileceği formlar tasarlamaktır. Sadece içerik veya kavram üretmek değil. Mekan tasarımı sanat değildir. Mekan tasarımı, kullanıcıların sorunlarını çözen veya bu sorunlara alternatif sunan, işlevsel formlar üretme sürecidir.”




The Huffington Post Arts & Culture dergisi yazarı Priscilla

Frank ise içmimarlık ve sanat tartışmalarında en çok kabul edilen tezi ortaya koymuş bulunmaktadır. Frank’a göre “Mekan tasarımı sanat değildir fakat sanatı içerir.” Birçok başarılı kitaba da imza atmış olan yazara göre; mimarlık, sanat değildir. Çünkü sadece güzel mekanlar yaratmayı değil, işe yarar mekanlar yaratmayı da öngörür.



Örnek verdiğim mimarlar dışında aslında MÖ. 1. yy. dan beri birçok fikir ortaya atılmıştır. Bu zaman diliminde bunu açıklamak için formüllere bile başvurulmuştur. Antik Çağ’dan beri öne sürülen açıklamalar dikkate alınarak oluşturulan bir formül şu şekildedir:

Mimarlık = İşlev + (Strüktür + Konstrüksiyon) + Sanatsal Değer.

Ünlü Rus mimar Felix Novikov yukarıdaki formülü biraz değiştirerek yeni bir formül geliştirmiştir ve şu şekildedir:


Mimari = (Bilim + Teknoloji) x Sanat


Bu formüle göre çarpanlardan birinin azalması ya da sıfıra yaklaşması toplamda mimari değerin de sıfıra yaklaşmasına yol açıyor.

Bülent Özer, Novikov’ un önerisini geliştirerek, mimarinin denklemsel sunuluşunu aşağıdaki şekle dönüştürmüştür:


Mimari = Fonksiyon x (Strüktür + Konstrüksiyon) x Sanatsal Değer



Bu formüllere bakarak aslında mimarinin ve iç mekanların üç temel unsur üzerine kurulduğu söylenebilir. Formüller farklı olsa da aslında amaç aynıdır. İşlev (fonksiyon), süreklilik (kalıcılık), güzellik (sanatsal değer). Bu konuda herkesin elbette zihninde oluşturduğu düşünceler vardır. Ya da yukarıda bahsettiğim mimarların fikirlerine göre destekledikleri bir taraf vardır. Ben de naçizane fikrimi belirterek yazımı toparlamak isterim.


Birçok düşünürün de dediği gibi. Bizler bir mekan oluştururken önceliğimiz işlevsellik, sürdürülebilirlik, insanların ihtiyaçları, istekleri ya da problemleridir. Ve tabi ki bunları yaparken maddi sınırları da düşünmektir. Aynı zamanda mekanın kullanışlı olması ya da insanların rahatı dışında, göz zevkine de önem verilerek iç mekanlar ya da binalar oluşturmak da bizlerin önem verdikleri arasındadır. Ama bu güzelliği sağlarken de tasarımımızın dengeli olmasını sağlamaktır. Sanat ise maddi kaygı gütmez. Ya da dengeyi düşünmez. Bazen gerçekleri düşünüp sınırlar içinde oluşturulur. Bazen sınırsız çalışılarak rastgele ama aynısının bir daha bulunamayacağı ürünler ortaya koyulur. İnsanların rahatını düşünmez. İşlevselliği önemsemez.


Aklındaki düşünceyi direk yansıtır sanatçı. Aslında sanatçılar da kendi içinde çelişmektedir. Sanat, sanat için midir yoksa insan için midir? Ayrımı göz önünde bulunduracak olursak; bence sanatın sanat için olduğunu düşünenler içmimarlığın ya da mimarlığın sanat olmadığını savunanlardır. Sanatın insan için olduğunu düşünenler ise mimarlığın sanat olduğunu savunan m