DEPREM BİLİNCİ

Güncelleme tarihi: 8 Şub 2021

Bir enkaz var kimsenin bilmediği ve kimsenin de görmediği bir yerde. Aslında enkaz değil: "enkazlar" var. Kimsenin bilmediği, görmediği değil; herkesin bilip gördüğü ama üç maymunu oynadığı enkazlar var. Kimisi 5 katlı kimisi 20. Hepsi de manzaralı, merkeze yakın, metroya 2 dakika, AVM'ye 5 dakika... Peki ya depreme? 45 saniye. Sanırım en hızlı depreme ulaşabiliyoruz.

Peki bu kadar enkaz nasıl yıkılmaz? Yoldan geçen herkes müteahhit ya da müteahhit olabilme adayı iken birde. Tabiri caizse mahallenin sucusu da müteahhit olup köşeyi dönebilir, manavı da.


Arapça kökenli olan müteahhit kelimesi üstlenici anlamına gelmekteymiş. Evet arsayı alırken, binayı yaparken, parayı alırken üstleniciler. Ya bina yıkılırken? Müteahhiti, mühendisi, yöneticisi, yetkilisi? İşte o zaman mağrur olan mağduru oynamaya başlıyor. "İnsanlar da yıkılacak bina almasaydı canım!" şekline dönüyor mevzu. O insanlara aldıkları binanın büyük olasılıkla yıkılacağından; aslında şuan gayet sağlam görünen, makyajlı, belli formlardaki konutlarının günü geldiğinde bir anlam ifade etmeyeceğinden bahsedildi mi ?


- Ebeveyn banyolu ama kolonu kestik.

-Asansörlü ama balçık üzerine inşa ettik.

-Merkezi ısıtma sistemi var ama deprem yönetmeliği yok.

-Sizin için hiçbir masraftan kaçınmadık. Demirden betondan çaldık jakuziye yatırdık.

-Deniz manzaralı, hazır denizi görüyorken malzemeyi de deniz kumundan kullandık.

-AVM'ye yakın ama ölüme daha yakın denildi mi?


Birincileri anlatıp "amaları" insanların deneyimlemesine bırakamazsınız.


İşe mimar/iç mimar, mühendis alınacağı zaman istenen absürt deneyim şartları iş müteahhitliğe geldiğinde: "18 yaşını doldursan yeter. Birde bir şeyler satıyorsan bu iş için biçilmiş kaftansın." cümlesine dönüyor. Ne sattıklarını bilmiyorum ama bu kafa yapısındaki herkes (müteahhiti, mimarı, mühendisi, içmimarı vs.) can alıyor... Bunu yaparken de kazanmaya devam ediyorlar.


İnsan yaşamı, yaşama hakkı dışında her şeye bağlı. Ekonomiye, topluma, coğrafyaya, sağlığa... Bir tek yaşama hakkına bağlı değil. Ki sanırım bu yüzden bu kadar kolay harcanabiliyor.


Yapıların taşıyıcı sistemleri dekor amaçlı değildir. Kolona, kirişe vazo muamelesi yapılamaz. İçinde yaşamını idame ettirenler de vazoda çiçek değil candır. Hepsi yaşamayı hak eden, ihmaller silsilesi yüzünden ölmeyi hak etmeyen, geleceğe bırakılan bir tohumdur. Tabutları aşıp filiz vermelerini bekleyemeyiz. Ve ancak tabuları yıkarak deprem-ihmal zincirinde açılacak olan tabutları engelleyebiliriz.


İçmimar koltuğun rengi, kumandanın yeri değildir. İç mimarın/tasarımcının görevi sığ algılarda cereyan ettiği gibi perdenin deseninden, odanın renginden, çerçevenin duruşundan ibaret değildir.

Tasarım, belli parametreler olmadan yapılamaz. Bundandır ki mimar/iç mimar bilime, coğrafyaya, iklime, doğaya sırtını dönen değil sırtını yaslayan olmalıdır. Mimarın, mühendisin yaptığı hata binlerce can demektir.

Ve her şeyden öte Aristoteles'in dediği gibi: "Kalbi eğitmeden aklı eğitmek eğitim değildir. Vicdan olmadan, bilgi sahibi olmak tehlikelidir. "


Hangi meslek grubuna mensup olduğunuzun, ne olduğunuzun, nereden mezun olduğunuzun ötesinde vicdan sahibi olup olmadığınız önemlidir. Vicdanınıza hesabını veremediğiniz hiçbir işe imza atmayın.


"Depremi önleyemeyiz ama karakter sahibi, liyakate önem veren vatandaşlar yetiştirerek depreme dayanıklı binalar yapan bir toplum olabiliriz. " diyor Doğan Cüceloğlu.


.



ÜMMÜ IRMAK


127 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör