DİKKAT! BU BİR MOTİVASYON YAZISIDIR

“Başarının yolu, konuşmayı bırakmak ve yapmaya başlamaktır.”

Walt Disney

 

Bu yazıya başlamanın belki de çok sayıda ihtimali vardı. Muhtemelen ilerleyen satırlarda daha önceki yazılarımda bahsetmiş olduğum: “Kendinin ne kadar farkındasın?” sorusunu detaylandırma şansım olacak. Bu nedenle bir farklılık yaparak gelin giriş-gelişme-sonuç olarak böldüğümüz bir konunun, gelişme bölümünü konuşmayı tercih edelim bu sayısız ihtimal içerisinden örneğin; süreci…

 

Güncel olayların etkisiyle birlikte birçok alanda dijital platforma geçtik. Özellikle eğitim alanında bu durum belli bir kitleyi sevindirirken diğer yandan çeşitli zorluklara sebep oldu. Bu süreçte hatırı sayılır seviyede: “Odaklanamıyorum, ilham gelmiyor…” gibi ifadeler kullanmaya ve duymaya başladım. Baktım olacak gibi değil işin içinden çıkamıyoruz çoğumuz, böyle durumlarda krizi nasıl fırsata çevirebileceğimize dair konuşmaya karar verdim sizlerle. Öncelikle söylemeden geçemeyeceğim; hiç kimsenin sihirli değneği yok dokunduğunda her şeyi yoluna koyan. Sihirli bir değneğe ihtiyacımız da yok esasen… Daha önceki bir yazımda bahsettiğim şu süreç kısmına biraz değinmek istiyorum. Bir tasarım yapıyoruz ya da bir proje üretiyoruz ve günün sonunda bunu sunmamız gereken bir ya da birkaç kişi oluyor karşımızda. Öğrenciysek bu topluluk jüri oluyor, çalışıyorsak müşteri. Çoğumuz projelerden olumsuz geri dönüşler alınca stres unsuru yüzünden yaratıcılık sürecinde tıkanıklık yaşayabiliyoruz. Eğer iyi sonuç alırsak bunun vermiş olduğu rahatlıkla daha fazlasını tasarlamak için çabalamıyoruz bile bazen. Sonuç olarak bir şekilde tıkanıyoruz. Aynı anda belki de ilgilenmemiz gereken birçok proje oluyor, yoruluyoruz ve sonu gelmeyen o tükenmişlik hissinin içinde buluyoruz kendimizi adeta… İşte tam bu noktada istiyorum ki hep beraber derin bir nefes alalım ve ilham dediğimiz şeyin ne olduğunu düşünmeye geçmeden önce işleyişi sorgulamaya başlayalım. Size soruyorum: Projeniz ya da işiniz eleştirildiğinde bu neden sizi engelleyen bir unsur yaşamlarınızda? Bir başka tasarımcının estetik algısı sizinkiyle uymadığı için bu sizi başarısız mı kılar gerçekten? Ya da bazı hatalar var diye projeniz hatalı hatta işe yaramaz bir hale mi gelir? Aynı şekilde siz de bu sebepten hatalı bir tasarımcı mı olursunuz? Soruları okurken belki çoğunuz tam anlamıyla evet cevabını vermese de bir şekilde hayatında bunu evetleştiren kişi sayısı çoğunlukta. Bir de olaya şuradan bakalım mı beraber; aldığımız yorumların olumlu ya da olumsuz olarak bir ayrımı olmadığını söylesem size… Belki ütopik bir yaklaşım olacak ama bu şekilde düşünebildiğim günden beri tasarım sürecim daha sağlıklı gelişti. Bunu detaylandırayım hemen.

 

İlk başlarda olumsuz gelen yorumlar beni hep strese sokardı. Bir süre sonra aldığım olumlu yorumların da aynı stresi yaşattığını keşfettim çünkü iyi ya da kötü gelen tüm yorumların sonunda yapmam gereken iş her zaman aynıydı; projeyi geliştirmeye devam etmek. Madem tasarı dediğimiz süreç sınırı olmayan bir olgu o zaman aldığım tüm yorumlar olumlu ya da olumsuz olmaktan öte yapıcılık özelliği taşıyan birer öneri haline geldiler benim için. Tasarımımın eleştirilmesinden ve beğenilmemesinden çok daha farklı nasıl yorumlanabileceğine odaklanmak krizi fırsata çevirmemi sağladı. Sanatçının sanat algısına müdahale etmemek tam olarak burada başlamıyor mu zaten? Aldığımız tüm eleştirileri birer engel unsuru değil, öneri olarak değerlendirdiğimiz sürece tıkanıklıklarımız da ilham kaynağına dönüşecektir. Her zaman şunu savunmuşumdur: Kötü proje yoktur, geliştirilmesi gereken proje vardır. Bu noktada insan ilham arayışında kaybolmuyor ki en azından ben kaybolmadım. Aynı şekilde sizde kaybolmayacaksınız bunu biliyorum çünkü insanların özellikle en stresli olduğu anlarda neler üretebileceğine defalarca şahit oldum. İşin en genel hattını konuştuğumuza göre detaya geçebiliriz diye düşünüyorum. Varsayalım ki stres yönetimini daha normal seviyelere çektik. Stressiz zamanlarımızda da içimizden bir şey yapmak ya da üretmek gelmiyorsa ne yapacağız diye soruyorsanız eğer gelelim işin en sevdiğim kısmına: Bir insan neden her saniye üretmek zorunda olsun ki?

 

Bana göre konunun en kritik yeri burası: Kendini demoralize etmek. Niçin kendimize bu kadar yükleniyoruz? Biliyorum bazen elimizde olmadan yetiştirmemiz gereken işler ve diğer çoğu iş için belli zaman sınırlarımız oluyor ama süreç zaten zorlayıcıysa bir de kendimize: “Yok ben yapamıyorum, olmuyor, aklıma bir şey gelmiyor…” diyerek neden fazladan yük yaratıyoruz? Bazı zamanlarda yoğunluktan insan elindeki işe nereden başlayacağını bilmiyor, bu hepimiz için tanıdık bir durum. Bu noktadaysak eğer durumu daha da kısırlaştıracak en etkili adım kesinlikle sesli olarak sürekli bunu dile getirmek olabilir. Bir şeyi ne kadar sesli şekilde dile getirir ve kendimizi o cümleye maruz bırakırsak o kadar çok hakimiyeti altına gireriz. Kurban psikolojisinden çıkmamız gerekiyor bir diğer ifadeyle. Evet şartlarımız bu, bunu sürekli dile getirmek bize bir şey katmayacağı için değiştirmek adına ne yapabileceğimizi konuşmaya başlamamız gerekiyor. İnanılmaz yaratıcı olduğumuz anlar ne kadar olağansa durgun olabilmek yine o kadar olağan ve ikisi de sürecin bir parçası. Bunu mümkün olduğunca erken kabullenmek mutlaka bir şeyleri hafifletecektir. Bir şeye olduğundan fazla anlam yüklemek o durumu daha da gerçek kılmaktan başka bir işe yaramaz. Yeni bir fikre ihtiyacın varsa eğer bu zaten sende var olan bir şey ve baskı altında ortaya çıkmayabilir. Böyle anlarda elinde var olan fikirleri dönüştürmeye odaklanmak sürece katkı sağlayabilir. Walt Disney’in sözünü hatırlayalım: “Başarının yolu, konuşmayı bırakmak ve yapmaya başlamaktır.” Aklınızdaki düşünce ne kadar alakasız olursa olsun -hatta aklınızda bir düşünce olmasa dahi fark etmiyor- bunu bir adım olarak kullanmak bize başlangıcı yaratır. Bir şekilde bir yerden başlamak, başlamamız gereken yerin neresi olduğunu ya da neresi olmadığını görmemizi sağlayacaktır ve bu önemli bir adımdır. Yaptığınız iş her ne ise bir şekilde adım atmak ve üzerine çalışırken fikir üretmek… Bu sayede aslında her zaman içinizde var olan -sadece gölgede kalmış- ilham ortaya çıkaracaktır.

 

Sanırım başlıca engelleri konuşma fırsatımız oldu. Özellikle hepimizin normalden daha fazla etkilenebildiği bu süreçte kendimizi motive edecek enerjilere ihtiyacımız olduğunu düşünenlerdenim. Ne olursa olsun bir şekilde akışa kendimizi bırakmak ve hayata devam etmek şu an yapabileceğimiz en sağlıklı şey bana göre. Bu süreçte içindeki ilhamdan uzaklaşmış olan herkes için…


Unutma;


İlham sensin! 😊


Yaren MENTEŞE

120 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör