Engelliyoruz!


Eğer bu başlığı görüp bu yazıyı okumaya geldiyseniz büyük bir ihtimal ‘engelli bireyler’ ile ilgili genel kabul edilmiş kuramları okumayı bekliyorsunuz. Ama hayır bugün burada çoğumuzun sahip olduğu ve esasen ezbere dayatılmış bilgilerin çok daha dışındaki başlıklarda hemfikir olmak adına yazıyorum.


Engelli bireyleri ne kadar tanıyoruz? Onlar için yönetmeliklerden öğrendiğimiz, tuvalet ölçülerini veya rampa açılarını kullanmak dışında, toplumumuzda ve dünyadaki engelli bireyleri ne kadar tanıyoruz? Engelli, sakat veya özürlü. Bu kavramlara ne kadar hakimiz? Sadece işimiz gereği mi kendimizi bu konuyla muhatap olmak durumunda görüyoruz? Olması gerekenden ziyade olmaması gerekenler neler? Ve daha pek çok soru.


Öncelikle konuyu rakamlarla ayırarak ele almak istiyorum. Engelli kavramını fiziksel ve mental olmak üzere iki ayrı başlıkta incelediğimizde her ikisinde de üstümüze düşenden çok daha geride olduğumuzu üzülerek belirtmek isterim. Mimari yönetmelikler bizlere fiziksel engelli bireylerin hayatlarını kolaylaştırmak adına erişilebilirlik tasarım imkanları sunarken maalesef ki projelerde, şehir planlamalarında, mimarlıkta ve en çok işin düştüğü iç mimarlıkta bunları uygulama sahasında gerçek hayata geçirmiyoruz veya geçiremiyoruz.


Engelli tanımına sahip olduğumuzu düşünerek asıl bahsetmek istediğim konu özel bireylerin temelde iki grupta olduğu; fiziksel engelli bireyler ve zihinsel engelli bireyler.


Fiziksel engelli bireyler için bazı koşullar somut olarak mevcutken, zihinsel engelli bireyler adına günlük hayatın kolaylaştırılması tasarımcının veya mimarın bakış açısına ve öncelik sırasına bırakılmış durumda. Bu durumun en net mağdurları elbette ki her konuda olduğu gibi çocuklar. Her çocuğun özel olmasıyla beraber bazı çocuklar çok daha özel ve bazılarının ihtiyaçları diğerlerine göre daha fazla.


Geri plana atılmışlık eğitim kurumlarımızdan başlıyor. Her okulun (ilkokul, orta okul, lise) yaklaşık olarak yüzde sekiz-onluk bir dilimini oluşturan kaynaştırma öğrencilerinin sosyal hayata adapte olmaları fiziksel şartlar sebebiyle daha da zor bir hal alıyor. Biz içmimarlar olarak yetki verildiği sürece bulundukları ortamları onlar adına kolaylaştırmakla sorumluyuz. Görev tanımımızda yazmasa bile bizden farklı olanların şartlarını kendi şartlarımız ile eşitlemek mesleğimizin ahlaki yükümlülüklerinden biridir. Bununla beraber özel çocukların eğitim gördükleri merkezleri incelediğimizde prosedürlerde bulunmayan bir tabloyla karşılaşıyoruz. Rehabilitasyon merkezi adı altında bir binanın beşinci katında apartman dairesi büyüklüğünde bir mekanda özel bireylerin psikolojik olarak gündelik hayata adapte edilmeleri sağlanıyor. Eğitimde varolan eksiklikler giderilse bile bireylerin ihtiyaçlarına ve durumlarına yönelik çözümlemeler gözardı edilmekle kalmıyor dahası standart eğitimin dahi verilmemesi gereken birimler seçiliyor.


Bu kadar eleştiri varken hiç mi güzel örneklerimiz, takip etmemiz gereken fikirler yok dediğinizi duyar gibiyim. Elbette ki var.

Örneğin 2013 yılında Zaha Hadid mimarlık, Adjave grubu, AMODELS ve diğer ofislerin katılımı ile engelli insanların durumuna dikkat çekmek ve yardımlaşmak amacıyla “Minyatür Yapılar” açık arttırması ve sergisi yapıldı. 2012 yılında Baldinger Mimarlık Stüdyosu 45 bin metrekarelik Engelliler için Spor ve Fitness Merkezi tasarımıyla ABD’deki kendi türünün ilk tasarımını oluşturdu.


Engelli bireyler adına oluşturulan eğitim kurumlarından bir diğeri Alan Dunlop Mimarlık tarafından çocuklar için tasarlanan Hazelwood Okulu. Okul koku, tat ve dokunma duyularının önemli hislerine göre tasarlanmış.


Bu tasarımların mekansal kolaylığının yanında malzeme ve renk seçimlerinden dolayı fiziksel engelli bireyler için bir yaşam alanı oluştururken bir yandan da zihinsel engelli bireylerin sosyal güvenlerini kazanmada ve gelişimlerinde pek çok faydası olacaktır.


Ülkemizde özel bireylere yönelik eğitimde ki eksiklik başka bir başlıkken bizler özel bireylerin eğitim ve sosyal hayatlarını kolaylaştırmada ne gibi adımlar atabiliriz?


Belki de işe meslektaşlarımızı örnek alarak başlayıp bir bilinç ortamı oluşturabiliriz sevgili yol arkadaşlarım. Bana kalırsa bu işin ilk durağı mimarlar ve içmimarlara yönelik özel mekan tasarımlarının eğitiminin ve yetkisinin verildiği sertifikalı programlar olabilir. Ütopik bir yaklaşım olarak görmemenizi rica ediyorum. Üstünü kapatamayacağımız bir ihtiyaç sahası haline gelen konuya hak ettiği değeri tasarımlarımızla, mekan çözümlerimizle ve yenilikçi yaklaşımlarımızla gösterebiliriz.

özel olana en özel olanı sunmanın işimizin bir parçası haline gelmesini ümit ediyorum. Tasarımlarımızı engelli olmaktan çıkarıp özgürleştirdiğimiz erişilebilir mimarlığı mesleğimizin her alanında uygulayabildiğimiz nice güzel günler diliyorum.


Kaynakça: https://gaiadergi.com


Büşra YOLDAŞ

183 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör