Hepimiz En Az Bir Kere Duyduk Ama Nedir Bu Bauhaus?


Tasarım ya da mimari ile ilgili olan herkesin en az bir kez Bauhaus adını duymuştur. Ancak yüksek Gotik kuleler ya da fazla gösterişli Barok sarayların yanında oldukça sade kalan bu akımın neden bu kadar önemli olduğu da bir o kadar çok insanın aklını karıştırmıştır. Peki, nedir bu Bauhaus ve neden bu kadar önemli?

Aslına bakılırsa Bauhaus akımını daha iyi anlayabilmek için az da olsa bir tarih bilgisi gerekiyor. Çünkü Bauhaus aslında Sanayi Devrimi’nin ortaya çıkardığı bir akım. Bu sebeple de Sanayi Devrimi’nin toplum algısında değiştirdiği hemen her değeri temsil ediyor. Buharlı motorun icadı ile başlayan Sanayi Devrimi, şu an bize çok mütevazı görünse de kendi dönemindeki insanların dudaklarını uçuklatan hızlara kavuşmasını sağladı. Gerek yolculuklarda gerek de üretimde görülen bu hızlanmanın ise dünyayı derinden etkileyen sonuçları oldu.

Öncelikle bu hızlanma sayesinde fabrikalar üretimlerini katladı. Artık her şeyden daha kısa sürede daha fazla üretilebiliyordu. Buna elbette binalar da dahildi.


Çelik kullanımının da etkisi ile artık daha fazla binayı çok daha kısa sürede inşa edebilmek mümkündü. Üstelik çok yüksek binalar da yapılabiliyordu. Kısaca seri üretim fikri dünyaya yayılmaya başlamıştı. Bu, birçok fabrika sahibinin gözlerinin parlamasına yol açsa da birçok zanaatkâr fabrikalar ile yarışamayacak, daha kısa sürede üretilip çok ucuza satılan çok çeşitli ürünün yanında el işçiliği önemini yitirecekti. Fabrikaların kontrolsüz seri üretiminin işsiz bıraktığı milyonlar ise gruplar halinde büyük şehirlere göç etmeye başlayacaklardı. Şehirlere göçler ise çok kısa sürede bu insanların konaklayabileceği binalar inşa etme ihtiyacını ortaya çıkaracaktı ki bu da bir kısır döngünün başlangıcıydı.


İşte tam da bu noktada mimarlık ve sanatta büyük bir tartışma başladı. Artık hız ve seri üretim çok önemliydi. Peki, yüzyıllardır alışılagelmiş olan mimari uygulamalar ne olacaktı? Yapımı on yıllar süren yapılar inşa etmek, yalnızca tavan süslemeleri için birkaç sene ayırmak artık mümkün değildi. Yani işlevsellik estetiğin önüne geçmişti. Peki, estetik bu kadar kolay vazgeçilebilecek bir olgu muydu?


Estetik mi işlevsellik mi daha önemli tartışması hızla büyürken Bauhaus okulunun kurucusu Walter Gropius çok daha birleştirici bir yaklaşım izlemeyi tercih etti. Temelleri Arts & Crafts ve devamında Art Nouveau ile atılan zanaat ile sanatı birleştirme fikrini bir adım daha ileri taşıdı. İşlevsellik ile estetiğe eşit önem verdi. Bu anlayış daha sonraki zamanlarda mimaride ‘Form işlevi takip eder.’ fikrinin önünü açacaktı.



Walter Gropius, Meslek okulu ile güzel sanatlar akademisini birleştirerek çok yönlü bir eğitim veren Bauhaus Okulu’nu başlattı. Burada öğrenciler mimari eğitimin yanında el işi ve birçok zanaatı öğreniyordu. Aynı zamanda temel sanat eğitimi de alıyorlardı. 1919’da Weimar’da kurulan okul kısa süre sonra Naziler tarafından kapatılsa da açık kaldığı süre boyunca oldukça etkili oldu. Çokça eleştiriye de maruz kaldı ancak ünlü eleştirmenler ve sanatçılar okula destek verdi. Bu da okulun ününü artırmasına yardımcı oldu.


Okul daha sonra Almanya’nın başka bir bölgesinde açıldı ve eğitimine devam etti. Kendi eğitim binasında da deneysel bir takım uygulamalarda bulundu. Örneğin Gropius’un fikri ile yapılan cam perde duvar estetik olarak oldukça pozitif bir uygulama olsa da büyük bir ısı kaybına yol açıyordu. Yine de okul her detayda işlevsellik ve tasarım anlayışını öğrencilerine aşıladı. Öyle ki okulun kendine özel bir yazı fontu bile oluştu.


Yapısal olarak detaya inmek gerekirse Bauhaus anlayışı tekrarlı bir forma yerleştirilen yaratıcı kilit tasarımları içerir. Genelde çelik ve cam iskeletler yapılara şekil verirken bu endüstriyel tarza sahip şablon, yapıya estetik tasarımların eklenmesini mümkün kılar. Ayrıca yapıların tasarımında düşünsel bir temel de bulunur. Gropius’un Fagus Fabrikası buna örnek verilebilir. Gropius bu yapıda merkezi camla kaplamak yerine çelik konstrüksiyonlu cam duvarları yan cephede kullanır. Giriş ise dikdörtgen yapının kısa kenarında kalır ve masif, üstünde yalnızca bir saat bulunan tek parça bir kütledir. Çünkü fabrikada asıl önemli olan zamandır.


Bauhaus’un iç mekanda etkisi ise De Stijl etkilidir. De Stijl etkili renkler ve formlar iç mekanı şekillendirir. Özellikle aksesuarlarda bu etki görülebilir. Bunun yanında ışık Bauhaus’ta iç mekanda yönlendirici olarak kullanılır. İşlev öncelikli tasarımlarda süslemeye yer verilmese de her detay tasarlanmıştır ve Bauhaus ile başlayan cam-çelik birleşimi duvarlar modern mimaride hala rastlanan detaylardır.


Ecem Naz Yaşar