İlkeleri ve Örnekleriyle Minimalizm


MİNİMALİZM NEDİR NE DEĞİLDİR?


‘'Fakirlik, yoksunluk, eksiklik değildir minimalizm; aksine bilinçli bir tercihtir; zor olanı seçmektir, azla çok yapmaktır'’ diye ifade eder Ludwig Mies van der Rohe.




Minimalizm deyince ilk olarak aklımıza gelen yaşam tarzı, düşünce, moda, ürün tasarımı, mobilya, mimari ve iç mimari gibi birçok alanda uygulanan sadelik ve basitlik kavramlarının buluşması gelir. Hegel’ in ‘'Sade ama basit olmayan, yalın ama yavan olmayan bir güzellik anlayışıdır.'’ sözü bu akımı tam anlamıyla anlatmaktadır. Biçimde aşrı sadeliği ve nesnelliği savunan bu akım minimum sayıda renk, minimum derecede değer, biçim, çizgi demektir. Mimarlık ve tasarımdaki karşılığı ise en az malzemeyle en yalın, en ekonomik ve en işlevsel sonuca gitmek olarak tanımlanabilir. Popüler bir sanat hareketi minimalist sanat 1960’ların sonunda ortaya çıkmıştır. ressam Kazimir Malevich in çalıflmaları ve mimar Mies van der Rohe’nin yalın tasarımları ile 1900 lerde ilk adımları atılmıştır.




Ressam Malevich' in ''beyaz zemin üzerine beyaz'' ve ''beyaz zemin üzerine siyah kare'' kompozisyonlarında minimal sanat resim örneklerini görmekteyiz.





Mies van der Rohe’nin dikdörtgen formlara indirgediği, çelik ve cam kullanarak malzemeyi minimalize etmesi, 1929’da Barcelona Dünya Fuarı Barceleno Pavyonu ile "Az çoktur" (Less is more) anlayışı da minimal sanat kavramlarıyla birebir uyuşmaktadır.




Birçok ressam ve heykeltıraş minimalizmi kavramsallaştırarak; hareketli soyuta tepki olarak çalışmalarını ortaya çıkarmışlardır. Rengi ve biçimi en aza indirgemek, malzemeyi değiştirmeden olduğu gibi kendi oluşunda kullanmak temel tutumları olmuştur. Çalışmalarında çağrışımı ve yüklenen ifadeleri arındırmaya çalışan , çizgisel anlatım tekniğine başvuran çoğu sanatçı kimliklerinden arınma amaçlı çalışmalarını ‘’isimsiz’’ olarak tanımlamıştır. Donald Judd, Frank Stella, Ellsworth Kelly gibi ressamlar görsel olmayan çağrışımlardan uzak durmuşlar; Carl Andre, Anthony Caro, Tony Smith, gibi heykel sanatçıları basit ve geometrik biçimlerden oluşan tek malzemeli, malzemenin kendi renginden faydalandıkları yapıtlar ortaya koymuşlardır.

Minimalist mimarlığın kökenleri Bauhaus ekolüyle bir başlangıç yapmış ve işlevselciliğin ön plana çıkması temel vurgusu olmuştur. De Stijl hareketi de büyük bir etki yaratmıştır bu akımda. Piet Mondrian, Theo Van Doesburg, Gerrit Rietveld resim, tasarım ve mimarlıkta temel ögelere inen saf renkleri kullanan, biçimleri basit geometrilerine indirgeyen ve sonuçta sadelikte bütünlük ve mükemmellik arayan yaklaşımın öncüleri oldular.


Piet Mondrian' ın ''kırmızı,sarı ve mavili'' kompozisyonu Gerrit Rietveld' in koltuğu





Mimarlık ve tasarımda sanattan daha farklı bir yol izleyen minimalizm objeye işlev görevini yükleyerek biçimde sert-katı geometrik formlarla ifadesini oluşturmuştur. 1960-80'li yıllarda tekrar güncellenerek moda tasarımcıları ve mimarların birlikte yaptıkları mağaza tasarımlarıyla yalınlık ve sadeliğin vurgusu, beyazın kullanımı, çok geniş-ferah mekanlarla sağlanmıştır. Bu yaklaşım daha sonra konut tasarımlarını etkilemiş, geometrik formlarla beyazın kullanıldığı minimal evler tasarlanmıştır. Tadao Ando, John Pawson, Alberto Paeza gibi mimarlarca minimalist iç mekanlar olarak yorumlanmıştır. Bir binanın minimallik kavramını incelemek için plan çözümü, mekan kurgusu ve cephe etkisine bakmak yeterli değildir. Kullanılan elemanların (duvar, döşeme, kolon, kiriş vb.) sayısına, renk ve malzeme çeşitliliğine, mekan bölümlenme miktarına bakmak daha doğru ve yeterli bir yol olarak görünmektedir. Cephe etkisinde minimallik cephede algılanan yatay ve düşey çizgisel veya yüzeysel elemanların sayı ve oranına, kullanılan malzeme ve renk çeşidine bakarak biçimde somut olarak nasıl yansıdığını bakılarak anlaşılabilir.


The GLASS HOUSE - Philip Johnson


Etraftaki peyzajı seyretmek için bir pavyon olarak tanımlanabilen bu ev, eşsiz manzaraya sahip düz, geniş bir arazide iri ağaçların arasında bulunuyor. Evin en önemli özelliği çelik çerçeveli cam bir dikdörtgenden ibaret olması. mimari karakteriyle oldukça önemli bir yere sahip olan cam ev Mies Van der Rohe tasarımı Farnsworth Evi’nden etkilenerek tasarlanmış olup modern anlamda tarzıyla farklılık yaratan ikonik bir konut yapısı olmuştur.


Plan şemasına bakıldığında simetriyi bozma amaçlı tuğladan silindir bir kütle yer almaktadır. ıslak hacim bu kütlede kullanılmıştır. Bunun dışında mekanın şeffaflığı bozan hiçbir unsur bulunmamaktadır. Farnsworth Evi’nde tasarımın belirleyici unsurları olan teras alanları gibi bir açık alan kullanımı projede yer almamıştır. cephede simetrik bir kurgunun hakim olması, hissedilen çatı ve cam yüzeyler, araziyle aynı kotta olan zemin, kullanılan elemanların azlığı nedeniyle Farnsworth Evi’ne göre daha minimal olduğu söylenebilir.


FARNSWORTH HOUSE - Ludwıg Mıes van der Rohe


Tek katlı dikdörtgen bir kütleden oluşan etrafı ağaçlarla çevrili geniş ve düz bir arazi içerisinde konumlanan çelik iskelet sisteme sahip bu hafta sonu evi açık, yarı açık ve kapalı mekanlardan oluşmaktadır. Plan şemasına ilk bakıldığında birbirinde farklı büyüklükte 4 çeşit dikdörtgen alan göze çarpmaktadır. İnce çelik taşıyıcılar ve cam yüzeyleriyle duvarlar minimalize edilse de, mekan kurgusu açısından çeşitli olması minimalliğini azaltan bir unsurdur. Planın asimetrik olması, açık ve yarı açık terasla birlikte zeminin yükseltilerek merdiven basamaklarıyla plana çeşitlilik katılması minimallik eğilimini azaltan diğer unsurlardır. Mimari konseptini oluşturan ve cepheye egemen olan cam elemanlar yekpare kullanılmasıyla minimallik eğimini kuvvetlendiren ana unsur olmuştur. 4 çelik kolon cam yüzeylerin dışında kullanılarak cephede vurgulanmak istenen düşey taşıyıcılardır. malzeme olarak çelik ve cam; renk olarak