KENT TASARIMI

Tasarım bir içgüdüdür. Tasarlamak sonradan kazanılan bir beceri değil, sonrasında geliştirilebilir bir yetidir. Tasarım yaşamımızın her ölçeğinde kendine yer bulmakta. Brian Reed'in de dediği gibi: "Her şey tasarlanmıştır. Ancak çok az şey iyi tasarlanmıştır."

Peki günlük yaşamda aktif rol oynadığımız, parça-bütün ilişkisi kurduğumuz şehir ölçeğinde iyi tasarım nedir ? Nasıl olmalıdır?


Şehir olgusu sürekli kendini yenileyen, değişime açık, gelişen ve dönüşen dinamik bir kavramdır. İlk şehir planlamasının yapıldığı Sümerlerden bu yana şehir kavramı çağın paralelinde sürekli kendini yenilemiştir.3500 yıl önce olduğu gibi günümüzde de şehir kavramının ortak odak noktası insandır.

Bu nedenle şehir tasarımında "insan ölçeği" belirleyici unsur olmak zorundadır.

Nüfus, yoğunluk, ekonomik faaliyetler, insan ilişkileri, insanların ihtiyaçları ve kamusal-özel alan ayrımı göz ardı edilmemelidir. Tasarım ölçeğini biraz daha özele indirgeyerek düşünürsek, konut tasarımında herkesin ihtiyacı aynı değildir. Bu yüzden konutlar tornadan çıkmışçasına birbirinin kopyası olmamalı, insanların arz taleplerine göre şekillenmelidir.,

Bu şehir tasarımında da böyledir. Şehir tasarımı birbirini tekrar eden bina kümeleri yaratmak demek değildir.


Georges Perec bir paragrafında şehri şöyle tanımlıyor:"... Şehir bizim mekânımız ve ondan başka mekânımız yok. Bizler şehirlerde doğduk. Bizler şehirlerde büyüdük. Şehirlerde nefes alıyoruz. Trene bir şehirden başka bir şehre gitmek için biniyoruz. Şehirde insana dair olmayan hiçbir şey yoktur. Kendi insanlığımız hariç."


Dünyada kent tasarımı denildiğinde akla ilk gelenlerden biri olan Barselona’nın ızgara sistemi üzerine oturtulmuş şehir planlaması, insan odaklı çözümlenen iyi bir tasarım örneğidir.



Sanayi inkılabı sonrasında kentteki kontrolsüz nüfus artışı sonucu , tabiri caizse Barcelona sokaklarında adım atacak yer kalmaz. Kişilerin özel alanlarının ihlal edilmesi, salgın hastalıkların hızla yayılmasına sebep olur. Mimar Ildefons Cerdà tarafından şehrin etrafındaki surlar yıkıldıktan sonra sokakların ızgara sisteme oturtulduğu bir şehir planlaması öne sürülür. Mimar Cerdà kent için çözümler üretmeye başlamadan önce, geçmişte yapılan hataları tekrarlamamak için bütüncül bir bakış açısıyla insanların -özellikle işçi sınıfının- nasıl yaşadığını gözlemlemiştir. Sınıfsal eşitsizliğe karşı bu duruşunu tasarımına da yansıtmıştır.

Cerdà bu tasarımı için; insanın temiz hava ihtiyacını, nüfusun hangi iş kollarında çalışabileceğini ve nüfusun ne oranda, hangi hizmetlere gereksinim duyacağını hesaplayarak planına aktarmıştır.


Planındaki binalar; standart büyüklükte, ortası bahçe ya da gölgelikli bir meydan olarak kullanılabilecek dörtgen biçimli bloklardan oluşur.

Ortası boş olan bu bloklar, evlerin maksimum hava, güneş ve ışık almasını sağlamak içindir.

Ayrıca Cerdà'nın planının bir diğer belirgin özelliği ise her bloğun 45 derece açıyla konumlandırılmış olmasıdır.

Böylece sokak aralarında ulaşım kolaylığının sağlanması hedeflenmiştir. Bugün dahi hepimizin gıptayla baktığı Barselona'nın şehir planlamasını bu kadar iyi yapan Cerdà'nın kalemi değildir. Cerdà'yı iyi tasarımcı yapan analiz etme yetisidir. Kent insanının sorunlarını, ihtiyaçlarını, gereksinimlerini analiz etmiş ve insanlar için "insan odaklı" çözümler üretmiştir.



Madem şehirde bize ait olmayan, bizim şekillendirmediğimiz hiçbir şey yok, öyleyse tasarımın her ölçeğinde olması gerektiği gibi kent tasarımında da “biz” odaklı düşünmeliyiz. Bizler, bizim için tasarlamalıyız. Ayrılmaz parçası haline geldiğimiz şehirler için tasarlamalıyız.

Önemli olan çizgiler değildir; önemli olan çizgilere yön veren fikirlerimizdir.




ÜMMÜ IRMAK







236 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör