KOKULU MEKANLAR SERİSİ 3: ÜLKEMİN ORMANLARI

Başlık her ne kadar huzurlu, toprak kokan bir mekana gideceğimizi hissettirse de üzgünüm. Zira is kokusunun geniz yakan kısmıyla karşı karşıyayız.

Çok değil birkaç hafta öncesine döndüğümüzde, 28 Temmuz’da Antalya’nın Manavgat ilçesinden bir ihbar geliyor. Aynı anda dört farklı bölgeden başlayan yangın, kozalak ağaçlarının ve şiddetli rüzgarın etkisiyle hızla büyüyor. Yangın boyutunun belediyenin baş edemeyeceği kadar büyük olduğu kısa sürede anlaşılıyor ve ülkenin her yerinden alarma geçiliyor. Ülke olarak Manavgat’tan iyi bir haber beklerken 2 gün sonra aynı anda, 17 ilde başlayan orman yangınları ile adeta cehennemi yaşıyoruz. Sonra bu 17 ile yenileri ekleniyor. Yeni yangınlar, yeni ağıtlar, yeni kayıplar…

Sıcaklarla beraber büyüyen yangınların felaketi, orada bulunmayan bizlere kadar geliyor. Can kaybı yaşanmadığını belirten yetkililerin hayvanları hiçe saymasını eleştirmeyi henüz tamamlamamışken yangında hayatını kaybeden insanların haberlerini alıyoruz. Yangını söndürmek için mücadele eden kişiler, yangını söndürmeye çalışan kişilere soğuk su taşımacılığı yapan 25 yaşındaki Şahin Akdemir…



Yaptığın fedakarlığı kimseye unutturmak istemedim, Şahin. Cayır cayır yandığımız o günlerde kısıtlı imkanlara rağmen, kendini tehlikeye atarak büyük bir cesaret sergiledin. Her ne kadar teşekkür etsek, minnet kelimeleri dile getirsek azdır. Mekanın cennet olsun.



49 ilde çıkan toplam 299 orman yangını sonrası geriye herkesin hissettiği güçlü bir yas, gözleri yaşartan manzaralar ve acı, keskin, oldukça yoğun bir is kokusu kaldı. Milyonlarca fidan bağışı yapıldı, çok geç olmasına rağmen ormanlara girişler kısıtlandı.


Aradan zaman geçmiş olmasına rağmen yazımda bu konuyu işlemek istedim çünkü hala farkında değiliz. Hala hayatlarımıza devam ediyoruz. Önlemler almıyoruz, ağaç dikmiyoruz, toprağa can veremiyoruz.