MASAL MEKAN İÇİNDE

Bir zamanlar duygularını çok iyi saklayan bir köpek varmış. Çok neşeli olduğu için ona ‘neşeli köpek’ demişler. Gündüzleri çocuklarla neşeli bir şekilde oynayan köpek gece olunca "ühü ühü" diye kimse bilmeden ağlamasın mı... Tasmasını koparıp baharda, tarlalarda özgürce koşmak istiyormuş neşeli köpek, fakat yapamayacağı için geceleri kederle ağlarmış. Bir gün ona kalbi fısıldamış: “Neden ipini koparıp gitmiyorsun?” Buna karşılık neşeli köpek demiş: “Ben o kadar uzun zamandır bağlıyım ki, ipimi koparmanın yolunu unuttum.” Masal: Neşeli Köpek


 

Bazen her şey yabancılaştığında bile tanıdık bir şeyler bulabileceğimiz anlar vardır hayatta. Masallar, buna en güzel örneklerden biridir bana göre. Belki de şu an kafanızda bu konunun sonu nereye bağlanır sorusu oluşabilir. Bu soruyu oluşturmak, istediğim şeyin ta kendisi aslında! Bir masalın sonu nereye bağlanabilir? / Bir masal en fazla neye aracı olabilir? Bunu konuşalım mı biraz?

 

Normal şartlarda bu yazıda bir masalın içinde gibi hissedebileceğimiz Art Nouveau akımından etkilenerek tasarlanmış mekanlardan ya da masalların içinde geçen mekanların mimari özelliklerinden bahsedebilirdim. Ancak bugün işin özüne inelim istiyorum. Gaudi'nin muhteşem eserlerini yaratırken nelerden ilham almış olabileceğini konuşmak istiyorum mesela, çünkü işin yaratım ve motivasyon kısmı beni her zaman daha çok heyecanlandırmıştır. Kendimi bildim bileli okur, okuduğum masal ya da romanlardaki dünyanın içine de kendimi koyardım. Çoğu zaman bunlarla yetinmeyip, mor renk detayı verilen bir perde mavi olsaydı nasıl olurdu diye yeniden kurgular, masal içindeki mekanı yaşardım. Okuduğum eserde yaşanan olaydan çok, o olayın nerede yaşanıyor olduğu benim için daha önemli bir detaydı ve o detaya göre hissettiğim duygu da değişirdi. Kocaman galeri boşluğu olan bir şatodaysak daha romantik ya da küçük bir kasabada, rüzgar sesinin camlarda yankı yaptığı ahşap bir evdeysek eğer daha güvende hissediyordum mesela. Otomatik olarak ortamdaki aydınlatmayı bile hayal gücüm tamamlıyordu. Aslında görmediğimiz bir yeri hayal etmeye başladığımızda bile yaratıcı gücümüz kendiliğinden bir mekan yaratabiliyor ya da yaratılmış mekanı detaylandırabiliyordu.

 

Peki, size bir sorum var öyleyse; hayalini kurduğumuz bu mekanlar gerçekte deneyimlediğimiz standart yapılar gibi mi, yoksa mor yerine mavi olsa nasıl olurdu diye düşündüğümüz perdenin malzemesi kumaştan değil de ateşten mi? Belki de dokununca dağılan toz bulutlarındandır? Bu örnekleri biraz günümüz dünyasına taşıyalım. Gerçek yaşamlarımızda gittiğimiz bir restoranı birine önerirken: "Girişini inanılmaz farklı tasarlamışlar, bayılacaksın!" desek en fazla nasıl bir giriş hayal edilirdi? Belki muhteşem kapılar canlanacak zihinlerde ama bu bile bir sınırlandırma değil midir? Bir alanın giriş sayılabilmesi için mutlaka kapısı mı olmalı? Ne dersiniz? Tabi ki gerçekte uygulanabilir tasarımları konuşuyoruz ama bazen gerçekçi olmaya o kadar kapılıyoruz ki, hayallerimizde kalacağını düşündüğümüz o muhteşem giriş tasarımının, belki de doğru detayları olsa uygulanabilir hale gelebileceğini gözden kaçırabiliyoruz. Hayata geçirmesi fiziksel yasalara aykırı olabilecek hayali tasarımlar bile, belki sadece hayal etmenin sonunda gerçekleşebilir. Çünkü bizler hayal ettikçe dener, denedikçe üretir ve ürettikçe başarmaya her seferinde bir adım daha yaklaşırız.

 

Hazır az önce Gaudi'nin konusu açılmışken, eserlerindeki yaratıcılığı örnek olarak konuşmanın tam sırası diye düşünüyorum. Biraz önce giriş ya da perde denince aklınızda beliren maksimum tasarımın ne olabileceğini sormuştum. Genelde kendime bu tarz sorular sorduğumda, verdiğim cevaba en yakın duyguyu aldığım eserlerin

çoğu Gaudi'ye ait oluyor. Kullandığı organik formlar ya da bu formların çizgisini destekleyen malzeme seçimleri yüzünden değil, mekanın ruhu bana bunu hissettiren şey oldu her zaman. Çünkü o eserleri görünce normalde verdiğim "Aaa, ne kadar da güzel tasarlamışlar." tepkim yerine, ne kadar özgür düşünülmüş, nasıl da cesur ve kararlı bir mekan diyorum. Bu ikisinin arasındaki en belirgin fark birinde tasarlanmış ögeye ya da mekana odaklanmışken diğerinde ortaya konulan eserin ve mekanın ruhuna odaklanıyorum. Çünkü orada sınırları zorlamış olmanın izleri var. Bana göre bu tavır hayal ürünü olarak gördüğümüz eşsiz tasarımların, hayata geçirilmesinden hemen önceki aşama olan "ilham" dediğimiz adımıdır.

 

Henüz var olmamış mekanları hayallerimizde var etmeye masallarda başladık ve masallar hayal etme konusunda sınırların olmadığı yerlerdi. Belki masalları gerçekleştirmek her zaman mümkün olmayabilir ama olsaydı nasıl olurdu? Bunu görebilmemiz için en güzel araçlardan biri olsa gerek. Kalbimizden geçen kırlarında koşabileceğimiz bir yerse eğer, o zaman o yeri tasarlamamıza engel olan ipleri hep birlikte atalım. Nasıl yapacağımızı unuttuysak eğer hatırlamanın en kolay yolu denemektir. Hatta bazen hatırlamayı beklemek yerine ilk kez deneyimleyecekmişiz gibi adım atmamız gerekebilir. Öyle ya da böyle hayal etmek istediğin sürece ilham her zaman seni özgürleştirmenin bir yolunu bulur.


Sınırsız bir gökyüzü için...



Yaren Menteşe













205 görüntüleme0 yorum