Mekanların İzi: Psikoloji


Bugün burada mimarinin teorik bölümlerinden olan ve çokça göz ardı ettiğimiz bir konudan bahsetmek için bulunuyorum. Mekanların psikolojisini açıklamak gerekirse bir mekanın kullanıcının talep ve ihtiyaçlarına yönelik ruh hali üzerinde bıraktığı etki diyebiliriz. Yani mekanların psikolojimizdeki algısı. Örnek vermek gerekirse sosyal görüşmeler için tercih ettiğimiz kafe veya restoranların, özellikle biz yeni jenerasyonla beraber tercih edilmesine sebep olan başlıca etkenin mekanın tasarım yönü olduğunu düşünüyorum. Hangimiz konseptini beğendiğimiz bir mekanın müdavimi olmadı ki? Peki bizlere çekici gelen sadece uygulanan renkler veya kullanılan dekoratif ögeler mi? Aslında hayır. Konuyu derinlemesine incelediğimizde mekanları bütün olarak algılarken, bütünün zihnimizde bıraktığı parça izinden etkileniyoruz.


Bu konuyu bir grup Alman bilim insanı Gestalt İlkeleri ve Psikolojisiyle açıklıyor. Geştalt Psikolojisine Göre Parçaların Bir bütünlük içerisinde anlam kazanması önemlidir. Örneğin bir tablo; tuval boya ve renklerin çok dışında bir anlam ifade eder. Mimari psikolojisinin form boyutunu etkileyen bu ilkeler parçalı yüzeylerin bir araya gelerek zihnimizde bir bütün oluşturmasıyla ilgileniyor diyebiliriz. Kullandığımız tasarımlardaki dil birliği fikri de buradan çıkmaktadır. Pek çok parça ama tek bir fikir. Sebep budur ki mekanları bir olarak gördüğümüzde psikolojik olarak konfor duymaya başlıyoruz. Başka bir form yorumu ise; sivri ve oval cisimler üzerinden görüşlere açılıyor. Mekandan beklediğimiz güveni alabilmek adına bilinçdışı olarak daha yuvarlak nesneler algılamayı bekliyoruz. Bunun bir sebebi keskin hatlı cisimlerin stres seviyemizde farkında olmadığımız bir artışa neden olması ve bunun çocukluğumuzdan itibaren sivri ögelerden zarar duyacağımız korkusudur. Tabi bilinen bir diğer psikolojik gerçeğin; oval mekanların veya ürünlerin daha samimi görüldüğü yönünde. Bu konuyu da şöyle bir örnek vermek gerekirse; eğlence mekanlarında kullanılan masaları çoğu zaman yuvarlak seçerek, tüm kullanıcıların eşit olduğu izlenimini vermek isteriz.


Bir diğer iz, aydınlatmayı nasıl kullandığımızdır. Işıklandırmanın direkt ve dolaylı bazı etkilerinden bahsedebiliriz. Aydınlatmayla vermek istediğimiz mesaj direkt etkilerinden; aydınlatmayla objeleri ve kütleleri nasıl göstermek istediğimiz dolaylı etkilerindendir. Doğru ışıklandırmayla gizlemek veya aksine vurgulamak istediğimiz noktaları kolayca saptayabiliriz. Bu durumun psikolojik olarak incelediğimizde mekanların işlevlerine göre hareket ediyoruz. Bir toplantı masası için kullandığımız aydınlatmayla bir gece mekanı için kullandığımız aydınlatma elbette ki aynı olamaz. Toplantı odalarında eşit dağılmış ve odak dağıtmayan ışıklandırma tercih ederken gece mekanlarında daha hareketli ve pek çoğunda renkli aydınlatmalar kullanmaktayız. Kullandığımız aydınlatmayla vermek istediğimiz psikolojik etkiyi istediğimiz şekilde yönlendirebiliriz.


Mekan ve psikolojiden bahsedip renklerden konuşmadan geçemeyiz elbette. Renkler mekanda kullanılan tüm detayları birleştiren ve kullanıcıların ilk dikkat ettiği unsurdur. Belki de pek çoğumuzun mimarinin psikolojik boyutuyla ilgili öğrendiği temel bilgiler renkleri nasıl kullanmamız gerektiği konusundan geliyor. Her renk, her mekana uygun olmayacağı gibi yapılan herhangi yanlış bir uygulamayla tüm tasarım sekteye uğrayabilir. Aydınlatmanın loş kullanıldığı bir mekanda seçeceğimiz koyu ve soğuk renkler, ortamı bunaltıcı ve kasvetli bir havaya sürüklerken çalışma ve ofis mekanlarında da iştah açıcı ve dikkat dağıtıcı açık ve sıcak renk kullanımından kaçınmak daha doğru olacaktır. Çalışmaların sonucunda sıcak renk kombinasyonuyla düzenlenmiş yaşama mekanlarında sıcaklık düzenlilik ve canlılık gibi duyguların baskın pozitiflik ve çekicilik gibi duygularında belirgin olarak hissedildiğini belirten Doç. Dr. Kasal, “Soğuk renklerle düzenlenmiş yaşama mekanlarında ise soğukluk hissinin baskın hissedildiği görülmüştür.”. Anksiyete sonuçlarına göre kadınların kendilerini en rahat hissettikleri mekan sıcak renklerle düzenlenmiş mekanlar iken en sıkıntılı hissettikleri ise sıcak renkler sarı ışık kombinasyonu ve soğuk renkler beyaz ışık kombinasyonu çıkmıştır. Buradan da görebileceğimiz gibi renkler tamamen psikolojimizin bir izi.


Tasarım gibi ucu bucağı olmayan bir dünya da hümanist değerlere ve basit ilkelere sadık kalarak çok daha başarılı sonuçlar elde edebileceğimizi düşüyorum. Bu yazımda geleceğe bırakabileceğimiz mekanlar için fütürist görüşlerimi paylaşmak istedim.


Büşra Yoldaş

4. Sınıf İç Mimarlık Öğrencisi


193 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör