MİMARLIKTA DOMİNO ETKİSİ


Dominoda bir taşın düşmesi zincirleme olarak ardı sıra uzanan diğer taşları da etkiler. Domino etkisi mimarlık için de bu şekildedir. Mimarinin birinci domino taşını düşürürsek, yanına veya arkasına sıralanmış çok sayıda taş peş peşe yıkılmaya başlayacaktır. Eğer bu düşüşler olumsuz olaylar zincirini doğuruyorsa yapılması gereken ya o ilk taşı sağlamlaştırmak ya da daha fazla yıkıma mahal vermemek için zinciri koparmak olacaktır. Peki mimarlığın yıkılmaması gereken, yıkıldığında önlenemez sonuçlar doğurabilecek olan temel taşı nedir?


Mimarlığın yapı taşı tasarımdır. Mimarinin herhangi bir ölçeğinde tasarımdan uzak alınan kararlar diğer tasarım ölçeklerini de olumsuz etkileyecektir. Mimaride tasarım bir bakıma herkes kendi evinin önünü temizlerse, dünya daha yaşanabilir bir yer olur hikâyesidir. Küçük ölçeklerde başlayan tasarım kararları, zincirleme olarak birbirini etkileyecek ve resmin bütününde gözlemlenebilir hale gelecektir. Doğru kararlarla tasarlanan yapılar tasarlanmış sokakları, sokaklar tasarlanmış mahalleleri, mahalleler tasarlanmış kentleri ve tasarımın entegre edildiği kentler bir araya gelerek tasarlanmış bir dünya tablosu ortaya koyacaktır. Bu şu an için sadece bir olumlama. Ne yazık ki zincir tasarımdan uzaklaşarak büyümekte.

Tasarım olgusu fikir aşamasında doğmaktadır. Onu doğru yönetebilmek tasarlanmış mekânı; doğru yönetememek ise etrafı çevrelenmiş boşluğu ortaya çıkarır.

Georges Perec mekân için şöyle diyor: “Mesele mekânı icat etmek değil, mekânı yeniden icat etmek hiç değil (çevremizde buna kafa yoran çok sayıda insan var günümüzde...), mesele mekânı sorgulamak, daha yalın bir ifadeyle, mekânı okumak; çünkü alışılagelmişlik dediğimiz şey belirginlik değil, bulanıklıktır. Bir körlük biçimi, bir uyuşma hali.


Mekanlar birer makine değildir. Eğer mekanların makine formatında işlediğini savunacak olan varsa da bu savunmasını yaparken mekanların ruhunu göz ardı etmemelidir. Aynı işlevdeki iki makineden istenilen sonucu alabilmek için ikisinde de parçaların yeri aynı olmalıdır. Nitekim makinelerde parçaların olması gereken şeklini değiştirseniz tasarım yapmış olmazsınız, hata yapmış olursunuz.


Mekânlarda ise tasarım için sorgulamak zorundayız. İhtiyaçları, talepleri, zorunlulukları,

coğrafyayı, iklimi, topoğrafyayı, en önemlisi insan faktörünü sorgulamalıyız. Mekânların ayrılmaz parçaları biziz. Ve biz bir makine parçası değiliz. Bu yüzden de yarattığımız mekânların ruhu olmalı. Oluşturduğumuz mekân tanımları bizlere göre şekillenmeli. Şu an etrafımızda gördüğümüz mekanların tornadan çıkmışçasına birbirinin kopyası olması bizim yarattığımız bir körlük biçimi. Görmemeyi kabul etmeye devam edersek çarkların bizim aleyhimizde dönmesi muhtemel.


Çünkü tasarım -ne yazık ki ağırlıklı bir kesim tarafından düşünüldüğü gibi- sadece form meselesi değildir. Yapıları ayakta tutan tasarımdır. Yapıyı yaşanır kılan tasarımdır ve tasarım makyaj değildir.



Tasarım: Tekniktir. Bilimdir. Sanattır. Bunlardan birinin dahi eksik olması demek yaratılmış bir enkaz daha demektir. Ne yazık ki bu tasarım kararlarından uzak yapılar virüs kadar hızlı yayılmakta. Mimarlığın birinci domino taşı çoktan düştü. Umarız ki bütün taşlar yıkılmadan bu zincir durdurulur yoksa sonunda kaybedeceğiz.



Ümmü IRMAK






140 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör