Minimalizmin Mottosu ''Less Is More''

Güncelleme tarihi: 14 Oca 2019



Hayatımızın çoğu öylesine otomatik bir şekilde ve alışkanlıklarla yaşanıyor ki zaman kovalamaca ile geçiyor. Hiçbir şey bizi tam anlamıyla tatmin etmiyor. Son yıllarda giderek artan ürün çeşitliliği, değişen alışveriş ve tüketim alışkanlıklarımız yani baştan aşağı değişen yaşam şeklimiz dolayısıyla daha fazla ürün ve tüketim seçeneğine boğulmuş durumdayız. Bize sunulan her şey artık daha fazla, fakat daha mutlu değiliz. Bu yeni dönemin ortaya çıkardığı olumsuzlukları en aza indirgemek için bir takım önlemler alabiliriz. Hayatımızı, çevremizi, ilişkilerimizi ve zihinsel süreçlerimizi sadeleştirerek daha kaliteli, konforlu ve özgür bir yaşama sahip olabiliriz.



İşte minimalizm burada devreye giriyor. Minimalist yaşam insan hayatındaki maddi ve manevi unsurları, ihtiyaçlara göre sınırlayıp en aza indirgeyerek, daha fazla odaklanabilirlik, hareket serbestliği, yaşam konforu ve kalitesi kazandıran yaşam şekli anlayışıdır.




Bir minimalist olan Joshua Fields Millburn şöyle der;

“ Minimalizmi keşfetmeden önce hayatım tıpkı diğer insanların hayatı gibiydi. Çok fazla ıvır zıvırım vardı. Yüzlerce binlerce kitap. DVD, VHS, pahalı kıyafetlerle dolu dolaplar, hayatıma sorgulamadan aldığım onca şey. Onlardan kurtulmaya başladığımda daha özgür ve hafif hissetmeye başladım ve şimdi minimalist olarak her bir eşyamın ya bir amacı var ya da bana keyif veriyordur. Bir yatağım, bir sandalyem, bir radyom var. Yemek odasında birkaç mobilya var. Fazlalık hiçbir şeyim yok. Etrafımda gördüğüm her şey için kendime bir gerekçe göstermem gerek, başka insanlara değil. Bu şey hayatıma değer katıyor mu? diye kendime sormam gerek. Eğer katmıyorsa ondan kurtulmam gerekecektir.”


Biriktirdiğimiz eşyalar hayatımızdaki boşluğu doldurmuyor. Sürekli bir şeylere ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz. Önemli olan daha az veya daha çok eşyaya sahip olmak değil, yeterli eşyaya sahip olmak. Minimalizm bir bakıma zihinsel doluluklarınızı; yaşadığınız ortamda fiziksel boşluklar yaratarak boşaltma sanatıdır. Eşyaların varlığı da fiziksel yorgunluk yaratabilir.


Platon, minimalizmi 2400 yıl kadar önce şu sözü ile çok güzel açıklamış;


“ Önemli olan, hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.”



İÇ MEKANDA MİNİMALİZM


"Less is more" yani "az çoktur" diyerek modernist anlayışa yön veren Ludwig Mies van der Rohe, tasarım dünyasında sıklıkla kullanılan minimalist bakış açısının öncüsü olarak; hem işlevselliğe hem de yalın çizgilere yer vermenin yanı sıra dekorasyonda mutluluğun altını çizmemize de imkân sağladı .


İnsanlar kocaman evde yaşıyorlar ama aslına bakarsanız sahip oldukları alanları tam anlamıyla kullanmıyorlar. Bir araştırma yapılıp insanların evlerinde gün içerisinde nerede dolaştıklarına dair bir harita oluşturuluyor. 4 kişilik bir aile ortalama bir eve sahipler. Sonuca göre ev halkı evin sadece %40’ını kullanıyor. Hayatımıza uygun alanlar yaratmak yerine hayatımızı oluşturduğumuz alanlara göre yaşıyoruz. Oysaki hiçbir şey yaşayabileceğimiz en küçük alanda yaşamak kadar sağduyulu değildir.


Bana göre biz iz iç mimarların asıl amacı insanların nasıl yaşadığını ve aslında neyin önemli olduğunu göze alarak daha doğru çözümlü iç mekânlar yapmak olmalıdır.




BİRKAÇ İÇ MEKÂNI MİNİMALİZM ÇERÇEVESİNDE ELE ALACAK OLURSAK;








Minimalist dekorasyonda, ihtiyaçtan fazlasına yer yok! ‘Az çoktur’ felsefesini benimserken, konforla estetiği de bir arada tutmalıyız. Pastel tonların ağırlıklı olduğu, işlevselliğin önemine vurgu yapan minimalist stil sade ve dinginlik arayanlar için güzel bir seçim olabilir.


















Dekorasyona başlamadan önce yaşadığımız mekânı iyi anlamamız gerekiyor. Çünkü doğru dokunuşların, yaşam kalitemizi arttırırken işlevsel bir etki yarattığını da çok iyi biliyoruz. Küçük bir eve sahipseniz minimalist seçimlerle ortamı daha geniş gösterebilir, pratik çözümlerle hayatınızı kolaylaştırabilirsiniz. Eğer geniş bir mekâna sahipseniz de ideal parçaları seçerek dekorasyonda daha efektif bir etki yaratabilirsiniz.