Ne Olacak Bu İçmimarların Hali ?

Güncelleme tarihi: 14 Oca 2019

Birkaç gün önce annem “Kızım hani mimarlıkla çap yapacaktın?” diye bir soru yöneltti. Ben artık yapmak istemediğimi söyleyince ses tonundaki o ani inişle beraber “İyi olurdu aslında.” dedi. Sanki okuduğum bir bölüm yokmuşçasına tedirgin oldu. Kaygısını anlıyorum. Türkiye şartlarında, içmimar olmak gerçekten zor. Nedense bizim ülkemizde sadece dört meslek grubu varmış gibi herkes doktor, mühendis, avukat, mimar olmak zorunda. Geriye kalan bütün mesleklerin bırakın dikkate alınmayı varlıkları bile tuhaf geliyor. O zaman size tanıdık gelebilecek bir şeyler söyleyeyim.

- Hangi bölümde okuyorsun?

+İçmimarlık

-Hukuk, tıp falan gelmedi mi?

+Hayır, hiçbiri benim mutlu olabileceğim meslekler değil.

-Kendine yazık etmişsin.

Böyle umutsuz bir bakış atıp giden pek çok insan muhakkak karşımıza çıkmıştır. Bu durumu yaşamamızın sebebi, o dört meslek halkasının dışına çıkmamızdır. İşimiz zor kabul edelim.


Peki neden Türkiye hala 21.yy’da olduğunu fark etmeyerek sanata, tasarıma gereken önemi vermiyor? Neden gözümüzü biraz dışarı çevirip neler olup bittiğine bakmıyoruz? Gözlemlerim sonucu bu biraz halkımızın daha maddeci bakış açısından, biraz da bizim kendi mesleğimize sahip çıkmayışımızdan kaynaklanıyor. Bizim yapmamız gereken, zoru göğüsleyerek hem insanların içmimarlığa olan bakış açılarını değiştirmek, hem de mesleğimizi hakkını verecek bir şekilde icra etmektir.


Ülkemizde içmimar denildiği zaman insanların aklına ilk olarak salon, mutfak, yatak odası süslemecisi geliyor. Her birimize söylenmiştir “Benim evimi de sen yaparsın artık.” diye. Halbuki bu öyle mi? Değil. Biz mekan süslemek için, yatak, kanepe rengi seçmek için eğitim almıyoruz ki. Doğruyu söylemek gerekirse, okurken ne çektiğimizi bir tek biz biliyoruz. Daha da genişletecek olursak; evet, içmimar bir evi baştan yaratabilir bununla birlikte bir araba da tasarlayabilir; bir sokağa çekidüzen verebilirken, filmler için sahne de tasarlayabilir. Bunların dışında para tasarımı yapan ofisler de vardır. (Snohetta tasarım ofisi)

Yazılarımda tanım yapmaktan ziyade bir şeyler üzerinden yorum yapmayı seven biriyimdir. Ancak bu yazımda tanımlara ağırlık vereceğim. Benim perspektifimden iç mimarlık tanımı, zigot halinde başlayan bir düşünceye, öncelikle bir konstrüksiyon (iskelet), arkasından malzeme olarak seçeceğimiz kapatıcı unsur, daha sonra da doku kazandırarak aslında ona kendi elimizden nitelik, estetik ve kimlik kazandırma sürecidir. İster iç mekan tasarlayın, ister mobilya, izleyeceğimiz genel hatlar bunlardır. Tasarım sürecinde somut hale geçecek fikrin bir içmimar olarak taşıyan-taşınan sistemini, tasarım prensiplerini (Konstrüksiyon, Form, Fonksiyon), konstrüktif zorluklarını ve maliyetini de işin içine katarak var etmemiz gerekir. Kısacası biz, dergiden, TV’ den gördüklerimizle onu bunu birleştirerek kolaj yapmıyoruz. İçmimarlar olarak, sıfırdan her bir detayını milim milim hesaplayarak ortaya insanların ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir şeyler çıkarıyoruz.

Ülkemizde hiçbir mesleğe gereken önem verilmiyor. Çünkü insanlar kendi istedikleri meslekler yerine hangi alanda daha fazla para kazanılıyorsa tercihlerini o yönde belirliyorlar. Bu meslekler de bir elin parmaklarını geçmiyor. İşte tam da bu yüzden yeni meslekler ortaya çıkmayıp hali hazırda var olanlara da talep yoğunlaşıyor. Halbuki herkes kendine entegre edebileceği bir meslekle var olsa bütün bölümler daha ileri seviyeye taşınarak ülkemizdeki bu tekdüzelik ortadan kalkar.


Toparlayacak olursak; ülke olarak değiştirmemiz gereken çok şey olduğuna inanıyorum. Tabularımızı kırıp, her konuda daha geniş bir açı geliştirmeliyiz. Çünkü, 1 milyon 30 bin mezun gencin işsiz kaldığı bir ülkede yaşıyoruz. Televizyon, dergi ve gazetelerde insanlara eğitici-öğretici anlamda hiçbir katkısı olmayan programları kapatıp, gözümüzün önüne Türkiye’nin gerçeklerini alarak bir çözüm süreci içerisine girmemiz gerektiğini düşünüp, bu çözümleri Atatürk’ün inandığı biz gençlerin başlatacağına inanıyorum. Biz içmimarlar ise, öncelikle kendi mesleğimize gereken önemi verip, mesleğimize sahip çıkarak ona göre hareket etmeliyiz. Bu şekilde, her birimizin emeği, konuşmaları, yazısı, belki de projesi içmimar olmayan bir insana değecek ve zamanla ülkemizde yayılarak üzerimizdeki yanlış algıyı silecek ve önyargıyı kıracaktır.




GİZEM TAN

YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ 2. SINIF ÖĞRENCİSİ

442 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör