Tasarımda Etki

Tasarımcıların işi dikkat çekmek, biraz da görsel güzellik oluşturarak müşterinin memnuniyetini kazanmak ve akılda kalmaya çalışmaktır. Tasarımcıların elbette bu etkiyi oluşturmaları için belirli yolları vardır. Fakat bunun en belirgin örneği vurgu yapmaktır. Vurgu genel olarak aynı özellikteki unsurların bir arada bulunduğu bir duvarda, bir tabloda veya başka bir yerde farklı özellikteki bir unsurun, o eserin odak noktası olarak orada bulunmasıyla oluşturulabilir. Çünkü ona bakan gözler hemen farklı olana dikkat eder ve akılda kalan da yine o farklılık olur.


Bir eserde ya da bir tasarımda birden fazla odak noktası bulunabilir. Yani bazen odak noktasından daha az dikkat değerine sahip ikincil vurgu noktaları vardır. Bunlara aksan denir. Bir eserde bir odak noktası ve birkaç aksan ona bakan kişide (izleyicide) iyi bir etki oluşturabilir. Eğer eşit değerde birkaç odak noktası olursa esere ya da tasarıma bakan herhangi biri nereye bakacağını şaşırır ve istenilen vurgu tam olarak verilmemiş olur. Böylece tasarımcının ya da sanatçının vermek istediği mesajın anlaşılamadığı, karışık bir sonuç elde edilmiş olur. Yani aslında her şey vurgulanırsa hiçbir şey vurgulanmaz.


Vurgu için oluşturulmak istenen farklılığın çeşitleri olabilir. Örneğin elemanların boyut, doku, pozisyon, renk, şekil veya şekillerinin düzenleriyle yapılan farklılıklar odak noktası oluşturmak için kullanılır. Bunun için olasılıklar neredeyse sonsuzdur. Tasarımcı aklına gelen istediği yöntemi kullanmakta serbesttir. Model (eser) ne kadar karmaşık olursa tasarımın düzenlenmesinde odak noktası o kadar gerekli veya yardımcı olabilir.


Tasarımcı renk ve boyutla bir farlılık oluşturarak odak noktası oluşturuyorsa kontrast yoluyla vurgu yapmış olur. Örneğin birçok element aynı boyutta benzer olduğunda ve beklenmedik şekilde küçük elementler de olduğunda, bu küçük olanlar görsel olarak daha önemli olurlar. Ya da her yerin genel olarak siyah ya da gri olduğu bir eserde bir yer kırmızı, sarı, yeşil veya herhangi canlı bir renk olduğunda ya da genel olarak kullanılan renge zıt bir renk olduğunda o renge sahip olan eleman da yine görsel olarak izleyicinin gözünde diğerlerinden daha ön planda konumunu alır.


Tasarımcı bir öğeyi diğer elementlerden veya element gurubundan ayrı bir konuma yerleştirerek odak noktası oluşturuyorsa izolasyon yoluyla vurgu yapmış olur. O eleman sadece diğerlerinden ayrılmasıyla görsel öneme sahip hale gelir. Aslında bu da bir kontrasttır fakat şekil ve renk gibi form kontrastı değil de yerleşmenin bir kontrastıdır. Element bu şekilde ayrı tutularak vurgulanıyorsa yani izole ediliyorsa, biçim olarak diğer elementlerden farklı olması şart değildir. Çünkü buradaki diğer elementlerden konumu dolayısıyla zaten ayrılarak odak noktası haline gelir. Bu yüzden ayrı bir şekilde biçim (renk, şekil) farklılığına gerek kalmaz. Ama tabii ki bu tasarımcının isteğine bağlı bir durumdur. İsterse elemanı hem diğerlerinden biçimsel olarak farklı tutup hem de izolasyonunu sağlayarak vurgu oluşturabilir.


Bir eserde birçok öğe bir yere işaret ediyorsa ve tasarımcı odak noktasını bu şekilde oluşturuyorsa yerleşmenin farklılığı yoluyla vurgu yapılmış olur. Bu da bir nevi izolasyon gibidir. Tasarımcı elemanın şekil ve renk farklılığıyla ayırt edilmesini sağlamak zorunda değildir. Ama bu vurgulama yolunu izolasyondan ayıran unsur, burada vurgulanacak elemanın diğer elemanlar tarafından işaret edilmesidir. Fakat izolasyondaki yerleşim elemanın diğerlerinden tamamen farklı ve uzak bir yerde bulunmasıyla ilgilidir. İşaret veya herhangi bir yönlendirme söz konusu değildir.


Bir de normallik dışında yapılan vurgular vardır. Örneğin nesnenin olduğundan çok daha büyük olması, ya da nesnenin gereken yerde bulunmaması gibi. Buradaki vurgular incelemenize gerek kalmadan gözünüze çarpan elementlerdir. Bunlara her bakan kişi orada bir tuhaflık olduğunu hemen anlayabilir. Ve ona dikkat verdiği için istenilen vurgu amacına ulaşılmış olunur. Bu normal dışı vurgulara örnek olarak “Lorenzo Quinn, Support, 2017” , “Tony Oursler , Obscura, 2014” örnek verilebilir. Genel olarak bu gibi yöntemlerle odak noktaları oluşturarak vurgulanması istenen eleman göz önüne gelebilir.


Bir de vurgunun olmadığı eserler vardır. Çünkü aslında kesin bir odak noktası başarılı bir tasarım oluşturmak için bir gereklilik değildir. Ve baktığımız her eserde veya her tasarımda vurguya rastlamayız. Çünkü odak noktası aslında sanatçının veya tasarımcının amaçlarına bağlı olarak kullanabilecekleri bir araçtır, bir zorunluluk değildir. Vurgusu olmayan eserlerin farklı izleyiciler tarafından farklı şekillerde yorumlanabilme özellikleri vardır. Yani oraya her bakan izleyici farklı bir unsuru kendince ön plana çıkarır. Bu da tablodan, eserden, belki bir tasarımdan farklı derslerin çıkarılması demektir. Ve böylece belki de bu yorumlama şekilleriyle izleyicilerin bakış açıları anlaşılabilir, genel olarak insanların eserlere nasıl bir şekilde yaklaştığını gösterebilir, izleyicilerde ne kadar farklı duygular uyandırdığı tespit edilebilir. Zaten tasarımcının istediği de budur. Ve bu amaca bağlı olarak orada vurgu yapıp tek bir şey anlatmaktansa herkese hitap edebilmeyi tercih etmiştir. Bu sebeplerden ötürü sanatçılar bazen de vurgu kullanmamışlardır. Bunu geri planda bırakmayı istemişlerdir. Vurgunun olmaması durumunu ya belirli bir modül oluşturup bunun tekrarıyla yaparlar. (Andy Warhol. 100 cans. 1962.) Ya da birbirinden çok farklı şeyleri bir araya getirirler ve izleyicinin hepsine eşit derecede bakıp incelemesini sağlarlar. (Ebay Webpage).


Sonuç olarak eserde vurgunun olup olmaması tamamen sanatçının amacına ve isteğine bağlı olarak değişebilecek bir durumdur.

120 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör