Van Gogh'un Gizli Dünyası

Trajik yaşamı ile bilinen ekspresyonizmin öncüsü Vincent Van Gogh, fırçasını bu acımasız hayattan bir kaçış ve refah yolu olarak görmüştür.

Van Gogh’un büyük resim koleksiyonu, vefatından sonra ailesine kalmıştı. Tüm koleksiyonu, Van Gogh’un yeğeni Vincent William Van Gogh toplamış ve daha sonra da koleksiyonun sergilenmesi için Hollanda hükümeti ile iş birliği kurmuştu. Geliştirilen müze projesinden önce koleksiyona, Stedelijik Müzesi ev sahipliği yapıyordu. Vincent Van Gogh Müzesini tasarlamak için, 1963 yılında Gerrit Rietveld görevlendirildi ancak 1 yıl sonra vefat etti. Bunun üzerine proje için çalışan bir diğer mimar Joan van Dillen, Rietveld’in eskizlerindeki tasarımına bağlı kalarak projenin başına geçti

Yapının, çevredeki diğer binalara göre dikkat çekici bir büyüklükte olması istenen özelliklerden biriydi. Müze avlusunun doğal güneş ışığı ile aydınlanması da önemliydi. Müze, 4 kattan oluşmakta. İlk katında Van Gogh’un oto portreleri bulunuyor. Birinci katta ise Van Gogh’ eserleri kronolojik sıra ile bulunuyor. Sanatçının çizimleri ve eskizleri ise ikinci katta sergileniyor. Üçüncü katında Renoir, Rodin, Delakroix, Claude Monet, Edouart Manet gibi isimlerin eserleri yer alıyor.


Ana bina dışında bir de ek binası bulunmakta. Ek binanın tasarımı Mimar Kisho Kurokawa’ya ait. Müzenin ek binasında geçici sergiler bulunuyor. 1999 yılında ana binayı ve ek binayı birleştirmek için Hans van Heeswijk yeni bir giriş tasarladı. Bu giriş, cam ağırlıklı tasarımıyla müzeye ferah bir hava kattı. Tasarlanan giriş sayesinde her iki binaya da müzenin bulunduğu kamusal alandan ulaşım sağlanabiliyor. Müze, Amsterdam’da en çok ziyaretçi kabul eden ve dünyanın en çok ziyaretçi çeken 31. müzesi oldu. Böylelikle Vincent Van Gogh Müzesi amaçlandığı gibi Amsterdam’ın gözdesi olmayı başardı. Peki meşhur müzenin iç mekan mimarisi de yeterince dikkat çekici miydi?

Müzemizin tavanından başlamak isterim: genel olarak asma tavan kullanılan bu müzede tavana birçok fonksiyon yüklenmiş. Ara ara alçıpan tavanlar görülse de, metal asma tavanlar çoğunluktadır. Tavanlarda ihtiyaç olan havalandırma desteğine ek olarak, mini havalandırma pervaneleri konulmuş. Güvenlik için, tavanlara ve tavan köşelerine kubbe tipi güvenlik kameraları yerleştirilmiş. Mekanda aydınlatma elemanı olarak, asma tavanda downlightlar ve eserlerin üzerinde -aynı zamanda duvarlara paralel olarak dizilmiş- spotligtlar kullanılmıştır.

Gözlerimizi yavaş yavaş tavandan ayırırsak, gözlerimiz bu defa müze avlusunun merkezinden yükselen o tasarım harikası merdivene takılır. Bu merdiven tasarımını özel yapan, yukarı çıkan her bir katın daha az alana sahip olmasıdır. Böylece ikinci katta iken de, birinci kattaki eserleri görebiliyorsunuz. Merdivenlerde cam korkuluklar kullanılarak mekana saydamlık katılmış. Müzenin tamamına hakim olmanız için merdivenlerden yukarı çıkmanız yeterli.

Biraz daha ayrıntıya girelim. Şüphesiz, bölümleri ayırmak için kullanılan iç duvarlar oldukça ilgi çekici. Bazen sadece döşemeyle teması olan, bazen bir başka duvara da bağlanan, aynı zamanda panel görevi gören duvarlar... Ayaklarımızın altındaki yer döşemelerine geçiyoruz. Zemin katın antresinde ve merdivenlerde taş rengi fayanslar, bunun dışındaki tüm bölümlerde ise hitit meşe renginde laminant parkeler kullanılmış.

Duvarlarda genel olarak kraliyet mavisi, saman sarısı, açık gri renkleri hakim. Kraliyet mavisi rengi sadece zemin katta, Van Gogh’un oto portrelerinin sergilendiği bölümde kullanılmış. Kraliyet mavisinin bu bölümde kullanılmasının nedeninin, Van Gogh’un dahiliğini ve asil yeteneğini göstermek için olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca aynı bolümde bir duvarda boylu boyunca Van Gogh’un oto portresi büyütülmüş bir şekilde yer almış. Yine Van Gogh’a duyulan saygı gözümüze çarpıyor. Van Gogh’un eserleri daha çok geçmişte kullanılan masif ahşap renklerinde işlemeli çerçevelerin içinde duvara asılmış.

Eserlerin yukarısında duvara yazılı biçimde eser adı, sanatçının adı ve yapıldığı tarih İngilizce ve Almanca olarak yer almakta. Müzedeki diğer bütün açıklamalar İngilizce ve Almancadır. Eserlerle ziyaretçilerin arasındaki mesafeyi korumak için halattan şeritler kullanılmıştır.

Dinlenme ihtiyacının karşılanması için her bölümde bir veya iki tane oturma elemanı bulunur. Bu oturma elemanları tek çeşittir, konfor önemsenmemiş, arkalığı bulunmayan dikdörtgen veya kare biçimlerinde ve ahşap ayaklıdır. Müzenin sergi düzeninde her bölümde farklı akımlara yer verilmiş ve bu akımların kullanıldığı eserler sergilenmiştir.

Müze 200 tuval, 400 desen ve 700 civarı mektubu bünyesinde bulundurmaktadır. Müzede ayrıca Van Gogh’a ait eskizler, mektuplar, hatta ilk bölümde paleti ve fırçaları sergilenmiş. Müzede en beğendiğim eser Van Gogh’un ömrünün son demlerinde fırçasından doğan Almond Blossom ( Çiçek Açan Badem Ağacı) . Bu eser Van Gogh’un yeğeninin doğumundan sonra kardeşine hediye ettiği eserdir. O zamanlar Japon akımının etkisinde olan Van Gogh için, umudu ve huzuru temsil eden eser...Benim de baktıkça umudun, içimde bahar çiçeği gibi açmasını sağlıyor.

Müzenin tasarımı oldukça sade ve ferah. Hiçbir abartı bulunmamakla birlikte, bir sakinlik mevcut. Bu sadelik ve durgunluk bana Van Gogh yasarken ona gösterilemeyen değeri hatırlatıyor. Kimse tarafından yüceltilmedi ama onun hikayesi ve görkemi, eserlerinin içinde barınıyor. Bu yüzden mekanı inceledikten sonra, onun eserlerine odaklanıp onu anlamaya çalışalım. Tabloların içindeki Van Gogh’un gizli dünyasını keşfedip gezelim…

•Van Gogh Müzesinin yayınladığı 7 serilik 4k gezi videolarının ilkini Genç İçmimarlar Derneği olarak sizlerle paylaşıyoruz:




Muhabbet Özdemir

Kocaeli Üniversitesi / İç Mimarlık / 2.Sınıf