Ya Yaparız Ya Yıkarız

Herkesin içinde, doğru olana eğri bakan bir göz vardır. (Mimar Sinan)

Yaptığı eserlerde her döneme ışık tutan detaylar ve teknikler barındıran Sinan bile, eleştirilmeyi kendisine hak görmüştür. Hatta öyle ki, Süleymaniye Camii'nin inşası sırasında maruz kaldığı eleştiriler de oldukça serttir. Eleştirisi olmayan mimari eserleri sadece bir bina olarak görmek de gayet doğaldır.

Bilim ve sanatın kesiştiği en aktif disiplinler arasındadır belki de mimarlık. Teknik bilginin yanı sıra sahip olduğumuz sanatsal bakış açısı, bizleri sunduğumuz her eserde estetik kaygı duymaya sürükler. Bu kaygı, mimarlık ve içmimarlık mesleklerinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Daha basit bir tabirle Shakespeare'in yazdığı her sonenin aynı teknik kurallara uygun olarak yaşattığı eşsiz hazza ve kusursuz sanatına bakabiliriz.

Mimarlık, mühendisliğin bittiği yerde başlar. (Walter Gropius)

Teknik detaylardan sıyrılıp kendimizi sanatın kucağına bıraktığımız anda aslında mimar olmaya başlıyoruz. Zihinde başlayan bu devrimlerin en büyük göstergesi oluyor aslında ortaya koyduğumuz eserler. Öyle süreçler yönetmek gerekiyor ki bazen bütün toplumun olumlu eleştirilerini hak etmeye sürüklüyor bizleri.


İşte bizler de aslında bu günlere kendimizi hazırladığımız için, gerek hocalarımız gerek müşterilerimiz tarafından fazlasıyla eleştiriye maruz kalıyoruz. Eminim etrafınızda ya da öğrencilik döneminde hunharca baskıya, proje kritiğine şahitlik ederken özensiz olan projelere yapılan o kaygısız yorumlara da tanık olmuşsunuzdur. Mimaride eleştirisiz olan eserler net bir şekilde estetiğini kaybetmiştir diyebiliriz.




Peki böyle bir sürecin içerisinde bizler nerede konumlanıyoruz? Aslında bu mesleğe ilk adım attığımız günden beri hepimizin gördüğü bir şey olduğuna inanıyorum: Kendinize güvenmek. Çünkü bizler kendimize güvenmediğimiz tasarım ve projelerimizde sürekli olarak yıkıcı eleştiriler ile karşı karşıya kalırız. Hayatımızın sonuna kadar da bu böyle gidecektir.

Zaha Hadid, kendisini topluma ifade etmeyi başardıktan sonra dönemin en olmaz eserlerini bile inşa etmeyi başarmıştır. Proje aşamasında kalan onlarca tasarıma sahip olmasına rağmen her zaman yapıcı eleştiriler karşısına çıkmıştır. Çünkü inananlar her zaman toplum tarafından da taktir edilmektedir. Kendimize güvenmediğimiz, yetersiz hissettiğimiz her konu bir gün bizim karşımıza çıkacaktır. Bunu engellemenin tek bir yolu vardır. Öğrenmek, kendine güvenmek ve hiçbir zaman pes etmemek...Yaşadığımız ve yaşayacağımız onca zorluğa rağmen yılmamamız gerekmektedir. Her yıkıcı eleştiriyi kendimize sonraki projelerde dayanacağımız bir kolon haline getirmeliyiz. Temelimizi öyle bir atmalıyız ki vurulan hiçbir balyoz darbesi bizi incitememeli, hiçbir zaman bizleri sarsamamalıdır.

Bu tutumumuzu sadece içimizde değil iletişimde olduğumuz insanlara da aktarmayı başarmalıyız. İnandığımız bir projeyi, tasarımı müşterimize ya da hedef kitlemize aktaramadıktan sonra bütün inancımız bireysel olgulardan öteye geçip evrensel bir sanat eseri olma yolunda ilerleyemeyecektir.

Kurduğumuz diyalogların tamamında sergilememiz gereken tutumlar aslında böyledir. İmalattan, şantiyeye; müşteriden, ustaya iletişim içerisinde bulunduğumuz herkesle sağlıklı ve kontrollü iletişimler kurmalıyız. Bunu bizler başaramadan da açıkçası içmimarlık üzerine yapılan genel eleştiri ve önyargıları yıkmak da pek mümkün olmayacaktır.

İçimizde bir değişim başlatmadan kitlesel etkilerin mümkün olmadığını söylemek tabii mümkündür. Tabiri caizse bu süreçte ilk yıkımı kendi içimizde başlatıp yeni bir tasarım ve inşa sürecine girmemiz beklenebilir. Bu süreci yönettiğimiz süre içerisinde çalışma arkadaşlarımızın bile düşünceleri bizlere karşı olumlu yönde ivme kazanmaya devam edecektir.

Huzurlu çalışma ortamlarının başarılı projelere imza atması hiç şüphesiz beklenen bir sonuçtur. İçimizde başlayan yıkım-yapım aşaması bizleri huzurlu çalışma ortamlarından estetik ve ergonomik tasarımlara, başarılı projelerden gerçek bir içmimar olmaya doğru götürecektir.

Aynı etkiyi aslında gündelik hayatımızda sürekli olarak görmek de mümkündür. Ele aldığımız bir projede duvarları yıkarız, döşemeleri sökeriz, seramikleri parçalarız... Öyle ki bazen strüktürel yapının temellerine kadar ineriz istediğimiz, planlanan projenin hayata geçmesi için. Nasıl ki bu o kadar doğal o kadar olası gibi gözükse de aslında formu tamamen restore ettiğimiz gerçeğini hiçbir zaman azımsanacak bir hale getirmez.

Yapılan eylemlerin sıradanlaşması hiçbir zaman önemini kaybettiği anlamına gelmemektedir. Hatta bazı noktalara ulaştıktan sonra kendi çizgimiz üzerinde bile bir devrim yapma ihtiyacı hissedebiliriz. Hızlı bir şekilde değişen ve gelişen dünyada geleneksel mimarilerde bile yeni hazlar arama noktasına gelebiliriz.

Mimar her şey hakkında bir şey, mühendis bir şey hakkında her şeyi bilmelidir. (Matthew Frederick)