ŞİİR VE ŞEHİR MİMARI: TURGUT CANSEVER

Mekân; fizyolojik sınırlarla çevrelenmiş boşluğun ötesinde, algıda yakalanan sınırsızlıktır. Mekân tasarımı; sınırlı alanda sınırsız olanı sunabilmektir. Bir nevi mekân, bakmakla görmek arasındaki farktır.

Georges Perec’in şüphe olarak tanımladığı mekân kavramı, Turgut Cansever’de idrak olarak tanımlanmaktadır. Turgut Cansever, mekânı fiziksel bir öğe olarak görmez. Ona göre mekân; zihinsel ve ruhsal bir süreçtir. Hatta her şeyden öte mekân bir inanç göstergesidir. Cansever ideal mekânın cennet olduğu görüşündedir. Batıdaki, dünyayı ilkel bulma ve güzelleştirme çabasını eleştirmekle birlikte dünyanın zaten yaratılış itibariyle cenneti çağrıştıran bir parça olduğu ve insana düşen yegâne görevin bu yaratılıştaki güzelliği muhafaza etmek ve sürekli kılmak olduğunu savunmaktadır. Cansever’in mimarlık anlayışı da bu çizgide şekillenmektedir. Cansever'in mimarlığı doğal güzellikle yarışmayı değil, güzellikle uzlaşmayı amaçlar. Mimarlık görüşünü: “İnsanın dünyadaki vazifesi dünyayı güzelleştirmektir.” diyerek özetlemektedir.

Bilge Mimar olarak anılan Turgut Cansever, küçük yaşından itibaren babasının memur olması sebebiyle birçok şehir gezer. Bu yaşlarında asimile olmamış şehir kültürünü deneyimle şansını yakalayan Cansever’in, İslam ve şehir sentezine dair ilk görüşleri oluşmaya başlar. Lise eğitimini İstanbul Galatasaray Lisesi’nde alır. Lise yıllarında resim ve müzikle yakından ilgilenen Mimar Cansever, babasının: “Ressam olmak yok. Ya mimar olursun ya mühendis.” diyerek sert bir dille ikaz etmesi sonucu lise eğitiminden sonra Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Mimarlık bölümüne girer. İçten içe ressam olma arzusu devam eden Turgut Cansever, mimarlık 2. sınıfta Yapı Bilgisi dersine giren Mimar Sedat Hakkı Eldem’den etkilenir ve ressamlık hayallerinin üzerine set çekerek kesin olarak mimar olmaya karar verir. Akademi’deki son senesinde Sedat Hakkı Eldem’in daveti üzerine bazı toplantılara onunla birlikte katılır. Akademiden mezun olduğunda da hocası Eldem’in asistanlık teklifiyle bir süre birlikte çalışırlar.

Cansever’in meslek hayatındaki asıl kırılma noktası Sadullah Paşa Yalısı’nın restorasyon çalışması olur. Daha sonra meslek hayatına imzasını Büyük Anadolu Kulübü Oteli, Türk Tarih Kurumu Binası, Beyazıt Meydanı projesi ile atmaya devam eder. Turgut Cansever dünyada eserleri, üç kez Ağa Han Mimarlık Ödülü’ne layık görülen tek mimardır.

Batı mimarisinin aksine İslam mimarisinin bireyi özgürleştirdiğini savunan mimar, özellikle Barok mimarisini sert bir üslupla eleştirir. Barok mimarisini; karmaşık, gösterişçi, yapmacık, despotik tavır olarak tanımlar ve Barok üslubunun karşısına İslam mimarisinin ferdi yücelten, dingin, kümülatif tavrını koyar. Turgut Cansever’de estetik kavramı tevhit ilkesinde hayat bulmaktadır. Ona göre estetik, inancımızın bir parçasıdır. Eğer estetik kavramından uzak isek bunun iki sebebi vardır: “Ya inancımız çok yanlıştır yahut inancımızla onun arasındaki bütünlüğü hissetmiyoruz.” der.

İslam’ı şehir dini olarak tanımlayan Cansever, şehri insanlık tarihinin en müstesna olayı olarak değerlendirmektedir. Platon’un: “İnsanın en büyük hikmeti şehir kurma hikmetidir.” sözü ışığında kente bakışını şekillendiren Turgut Cansever’e göre bir şehrin inşası bir neslin inşasıdır. Bunu: “Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.” sözleriyle ifade eden Cansever’in şehirleri şiir niteliğindedir.


İnşa ettiğimiz şehirlerse şiirlerimiz; bizler bizim için yazmalıyız (çizmeliyiz). Sorumlu olduğumuz toplum için, ihmal edilen nesil için... Parça-bütün ilişkisi kurduğumuz şehirler sanat için değil; toplum içindir. Sanat; toplumun kentteki yansımasıdır.




ÜMMÜ IRMAK

126 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör