Kıvrımların Ustası: Alvar Aalto ve Fin Mimarlığı





Finlandiyalı Hugo Alvar Henrik Aalto, 20. yy’ın en önemli mimarlarındandır. Yalnızca bir mimar değil aynı zamanda ikonik mobilyaların ve objelerinde tasarımında imzası olan isimdir kendisi.


Grigoriy Petrev’un tanıtımıyla bütün dünyada “Beyaz Zambaklar Diyarı” olarak bilinen Finlandiya tasarımcıların gözünde daha çok Alvar Aalto'nun ülkesi olarak görülür. Finlandiya mimarisini ''Finlandiya Mimarisi'' yapan en önemli isimdir çünkü. Aalto, 1921′de Helsinki Politeknik Okulu’nu bitirdi. Aalto mesleğe ilk adımını attığında daha çok işlevsel ve geometrik ögelerin ağır bastığı bir anlayışla çalışmaya başladı.Bunun çok net örneğini fonksiyonalizm akımından etkilenerek yapılan Paimio Sanatoryumunda görebiliriz.


Daha sonra Aalto'nun mimari anlayışında onun doğaya olan sevgisi ağır basmaya başladı.Yaşadığı coğrafyanın hayranı olan Aalto peyzaj ile mimariyi harmanladı.


“Tekne Päijänne ya da Keitele gölünün sularında süzülür, zarif kıvrımlı kıyıları olan derin koylara yanaşırken, en büyük eğlencem hayalimde, bu peyzajın içinde kalan yapılara küçük eklemeler yapmaktı. Anında, şaşırtıcı biçimde dönüşüyordu her şey; çatıları hafifçe kaldırır. Orta Finlandiya’da çatıların mümkün olduğunca düz olması gerekir. Köyün renklerine güzel bir ayar verir; oraya buraya ağaçlar dikerdim. Bazen evlerin arasında kalan kilisenin ön plana çıkması gerekirdi; ben de genellikle sütunlarla çevrili küçük bir pazar alanıyla yapardım bunu ya da çan kulesini uzatırdım.”

Alvar Aalto, Sisä-Suomi, 26 Haziran 1925.


 

Aalto'nun doğa sevgisi onun en büyük ilham kaynağıdır. Yapı ve peyzaj arasındaki güçlü ilişki yazılarında ve yapılarında kendini gösterir. Aalto arazinin topografyasına göre yapılarını biçimlendirir. Dış mekandan iç mekana geçişi aralıklarla sağlar. İç ve dış mekanlar birbirine sık sık gölgelikler ve pergolarla bağlanır. Binanın yönü Aalto'nun mimarisinde çok önemlidir. Doğal ışığı iç mekanda yaşatmak özellikle o soğuk coğrafyada daha çok önem taşıyordu. Onun tasarladığı binalarda iç ve dış duvarların dolambaçlı görünümleri doğayla adeta iletişim halindedir. Essen Opera Binası’nın fuayesinde ve Finlandiya Kongre Salonu’nun oditoryumunda olduğu gibi…


Aldığı ilham ile yeni, modern şekillerde yorumlanabilir tasarımları ile klasiszm ile başlayan yolculuğuna modernizim ile devam eder. Ama soğuk modernizmin aksine, Aalto mimarisi genellikle açık renkli ahşap, sıcak renkler ve kıvrımlı hatlar gibi kendine has morfoljik yaklaşımları ve doğal malzeme kullanımı gibi bazı özgünlükleri içermektedir. Aaltonun bu dolambaçlı kıvrımları bir süre sonra onun ikonik sembollerinden biri olur. Zaten Aalto'yu Aalto yapan en önemli özelliği hiç şüphesiz Bauhaus’un ve uluslararası üslubun öbür türevlerinin katı mimarlık öğelerini insanileştirmiş olmasıdır. İnancını kısaca şöyle özetlemiştir: “Yaşama daha kişisel bir yapı kazandırmak mimarın görevidir.”.


Tasarladığı mobilyalarda da bu dili oldukça açık bir şekilde göre biliriz ki onun ürün tasarımları mimarlık düşüncesinin bir uzantısı olarak devam eder.Ergonomik kıvrımlarla doğal malzemelerin birleşimi olan bu mobilyaların piyasaya sürülmesi için Artek firmasını kurmuştur. Form ve çizgideki yenilikleri sayesinde Alvar Aalto'nun adı tasarım tarihinde de önem kazanmıştır. Aslında, Aalto ilk olarak Avrupa’da bir mobilya tasarımcısı olarak ve daha sonra bir mimar olarak ün kazandı. Mobilya tasarımına katkısı, başlı başına en büyük başarıları arasındaydı.


Aalto'nun mobilyaları ve aydınlatması, Artek serisinin kalbini oluşturur. Onun mobilyaları belli yapılara ve anlayışlara öncülük ettiği malumdur. Hafif huş malzeme ve bükülmüş kontrplak kullanımı onun mobilya tasarımcılarına açık kapısı gibidir.


Mobilya ile birlikte, Aalto, cam ve tekstil tasarımları, özellikle vazolar olmak üzere çok ünlüdür.Onun çok yönlülüğü ve yaptığı işlerdeki tasarım çizgisi kaç yıl geçerse geçsin önemini koruyacak cinsten.












Merve Nur Ardıhan

967 görüntüleme0 yorum